Yem Çeşitleri

Yem Çeşitleri


Yıllar öncesinde balıkların beslenmesi ile ilgili genel bilgilere ulaşmak zor, piyasada satılan balık yemleri ise kısıtlıydı.Günümüzde ise her tür balık için , çok çeşitte yemlere ve bu yemler hakkında bilgilere ulaşmak mümkün olmaktadır.

1-Hazır Yemler(İmalat Yemleri):Özel olarak balıklar için üretilmiş yemlerdir.Balıkların türlerine, beslenme biçimlerine ve sudan yemi alma tarzlarına göre, granül, yaprak, dip, pond ve tablet yemler olarak 5 bölüme ayırabiliriz.Yemlerde nişasta, et, balık, sebzeler, vitaminler ve diğer deniz ürünleri bileşimleri vardır.Bu bileşimler aldığınız ürün yemin paketinde oranlarıyla belirtilmektedir.

2-Dondurulmuş Yemler:Doğadan toplanan canlı yemlerin, besin değerini yitirmeden balıklara yedirilmeleri olanaklıdır.Bu yemlere daphina(su piresi), tubifex solucanlar, sivrsinek larvaları, kankurdu, salamura karides örnek olarak verilebilir.

3-Canlı Gıdalar:Doğadan toplanan canlıları, balıklarımıza yem olarak verebiliriz.Günümüzde bu yemleri de akvaryum malzemesi satan dükkanlardan bulmak olanaklıdır.Canlı yemlere, toprak solucanları, su piresi, kankurdu ve ve balık örnek olarak verilebilir.Yavru balıklar içinse kültür üretim yemi olan artemia çok sık kullanılan bir yemdir.

Canlı yemler besin, mineral ve vitaminler açısından ideal yemler olmalarına karşılık, Tubifex solucanı tarzı canlı yemlerin çok iyi temizlenmesi ve mutlaka buzdolabında saklanması balıkların sağlığı için çok önemlidir.İyi temizlenmemeiş canlı yemler yada canlı yem artıkları balıklarınız için çok tehlikelidir.

4-Diğer Yemler:Balıklarınızı,  mutfağınızda temel besin olarak kullandığınız yiyeceklerle , dikkatle ölçülüp dğerlendirdikten sonra da besleyebilirsiniz.Bu yiyeceklere örnek olarak;

*Dana karaciğeri ve yüreği gibi yağsız sakatatlar

*Pişirilmiş yağsız tavuk eti

*Pişmiş, doğrama patates

*Balık eti

*Doğranmış Marul

*Bezelye(Mümkünse konserve)

*Buğday Özü

NOT:Bazı akvaristler, evlerinde beslediği kedi ve köpeklere ait mamaların artıklarını balıklara yem olarak varmektedirler.Ancak balıkların beslenmesi bir deneyim işidir.Mama atıkları mineral, protein ve yağ açısından çok kuvvetlidir.Bu yemler balıklarınızın ölmesine yada suyun değerlerini kaybedip kirlenmesine sebep olabilir.


Balıklara Göre Beslenme Türleri

Dünyada, 28.000 Farklı balık türü ve her balık türünün bireysel  farklı gıda gereksinimleri vardır.Akvaryum balıklarının ne tür gıdalarla beslendiği ve uygulanacak farklı diyetler öğrenilmesi sayesinde, doğal ortamına uygun olarak beslenme yapılması çok önemlidir.Her yıl binlerce akvaryum balığı, yanlış beslenme, besin miktarını ayarlayamama ve canlı gıdalardan gelen kötü mikroorganizmalar nedeniyle ölmektedir.

Balıkları Beslenme biçimlerine göre temelde Etobur, Otobur ve Omnivor (Hem Etçil, hem otçul) olmak üzere 3 bölümde incelemek mümkündür.

ETOBUR:

Bazı etbur balıklar ve hangi besinlerle beslenmeleri  gerektiği aşağıya çıkarılmıştır:

*Acara :Her türlü etli (Protein Ağırlıklı) GıdalarDoğada böcekler, sucul canlılar ve kabuklularla beslenen bu balık, kankurdu gibi canlı ve dondurulmuş yemlerle beslenmelidir.
*Kakadu: Protein ağırlıklı pul yemler ve küçük hacimli granül yemlerle beslenmelidir.Sağlıklı bir renk için, canlı gıdalara da ağırlık verilmelidir.
*Beta :Protein ağırlıklı yaprak yemler ve tablet yemlerle beslenebiler.Kan kurdu, sivrisinek larvası ve artemia gibi canlı yemlerle beslenme yapılsada, bu yemlerin kurutulmuş olanları tercih edilmelidir.
*Frontosa :Her türlü protein ağırlıklı gıdalar ile beslenme yapılabilir.
*Halfbeak :Küçük Canlı Gıdalar ve Pul yem ile beslenir
*Hatchetbalığı:Pul yemler ve kurutulmuş canlı yemlerle beslenme yapılmalıdır.
*Killi Balık :Protein ağırlıklı pul yemler ve kurutulmuş canlı yemlerle beslenmelidir.
*Bıçak Balığı :Tuzlu su karidesi ve kankurdu gibi canlı yemlerle beslenmelidir.
*Astronot Cichlid:Her tür protein ağırlıklı gıdalarla beslenmelidir.
*Kalem Balıkları :Her türlü protein ağırlıklı, küçük hacimli gıdalarla beslenmelidir.
*Piranha :Her türlü canlı gıdalarla beslenmelidir.
*Loach :Canlı gıdalar ve özellikle dibe çöken yemlerle beslenmeli ve gece beslenme yapılmalıdır.

OTOBUR :

Bu balıklar vejeteryandır ve bitkisel ağırlıklı beslenmeleri gerekir.Özellikle sindirim sistemlerinin narin oluşu ve küçük mideleri yüzünden, dengeli ve yeterli beslenme yapılmalı ve aşırıya kaçmamalıdır.Bazı otobur balıklar ve hangi besinlerle beslenmeleri gerektiği aşağıya çıkarılmıştır.

*Pacu :Türkiye’de genellikle piranha adıyla satılan balıklardır.Taze sebzeler yada bitkisel ticari yemlerle beslenmelidir.
*Molly : Yosun yada ıspanak ağırlıklı yemlerle beslenmelidir.Ticari olarak, bitkisel pul yemlerle beslenmelidir.
*Silver Dolar :Taze sebzelerle beslenmelidir.Ticari olarak da sebze ağırlıklı, bitkisel tablet yemlerle beslenebilir.
*Farowella :Yeşillik ağırlıklı yemlerle beslenmelidir.Ticari olarak da vege table ve yosun içerikli yemlerle beslenebilir.
*Tropheus Cichlidler:Bitkisel ağırlıklı yemlerle beslenmelidir.Sindirim açısından sprulina yemler tercih edilmelidir.

OMNİVOR (Etçil ve Otçul):

Balıkların büyük çoğunluğu omnivordur.Yani, hem et (Protein) hemde sebze ağırlıklı yemlerle beslenirler.Omnivor balıklarda, çeşitli besin diyetlerinin uygulnmasında fayda vardır.Bazı omnivor balıklar ve hangi besinlerle beslenmeleri gerektiği aşağıya çıkarılmıştır:

*Melek Balığı : Tüm gıdaları kabul eder.Ama özellikle canlı yemlerle beslenme eksik edilmemelidir.
*Auratus Cichlid :Tüm gıdaları kabul eder.Ama özellikle canlı yemlerle beslenme eksik edilmemelidir.
*Barblar :Tüm gıdaları kabul eder.Beslenme küçük hacimli yemlerle yapılmalıdır.
*Papağan Cichlid :Tüm gıdaları kabul eder.
*Zebra Cichlid :Hem etli hemde sebze tabanlı tüm yiyecekleri kabul eder.
*Çöpçü Balıkları :Dibe batan her türlü gıdayı kabul eder.
*Daniolar :Her türlü gıdayı kabul eder.
*Discus :Her türlü gıdayı kabul etmesine rağmen canlı yem diyeti yapılmalıdır.
*Festium :Tüm gıdaları kabul eder.
*Japon Balıkları :Her türlü gıdayı kabul eder ancak, beslenme aşırıya kaçılmamalı ve protein ağırlıklı yemlere ağırlık verilmemelidir.
*Gurami :Her türlü gıdayı kabul ede, ağırlık olarak et tabanlı yemlerle beslenmelidir.
*Lepistes Balıkları :Her türlü küçük hacimli gıdayı kabul eder.Sivrisinek larvası tercih edilmelidir.
*Jack Demsey : Canlı gıdalar ve protein ağırlıklı pul yemleri kabul eder.
*Platy :Her türlü gıda kabul eder.Bitkisel diyet yapmakta fayda vardır.
*Kılıç Kuyruk :Her türlü gıda, özellikle et tabanlı gıdalar tercih edilmelidir.
*Tetra :Her türlü gıdayı kabul eder.

Balıkların Besin Gereksinimleri

Balıkların Besin Gereksinimleri

 Balıkların stresten korunabilmeleri ve sağlıklı olmaları için, onları yeterli ve dengeli beslemek gerekir.

 

Beslenme her ne kadar kolay gibi gözüksede, yanlış yemleme sonucu balıklarınızın sağlığı bozulabilir.Fazla verilen yemlerde aynı zamanda akvaryum suyunuzu kirletecektir.

Balıkların gıda gereksinimleri aşağıdaki biçimde özetlenmiştir:


Protein:

Proteinler, balıkların kemikleri, kasları ve diğer organik unsurlarının gelişmesi için gereklidir.Aynı zamanda hücre ve dokuları oluşturur.Protein ihtiyaçları balık türlerine göre farklılık göstersede, balığın sağlığı ve büyümesi için her balığa gereklidir.Balıkların gıdalarında beslenme türlerine dikkat edilerek, en az %30 oranında protein bulunmalıdır.

Karbonhidratlar:

Karbonhidratlar, balıklarınıza enerji sağlar.Balık gıdalarında çok fazla oranda karbonhidrat bulunması gerekmez.

Mineraller:

Mineraller balığın sağlıklı bir şekilde gelişmesi için gereklidir.Balık için gerekli temel mineraller kalsiyum ve fosfordur.

Vitaminler:

Vitaminler , balığın hastalıklara karşı direncini arttırır, balığın sağlıklı ve canlı olmasını sağlar.

  • Vitamin A - Yumurta sarısı ve yeşilliklerde mevcuttur.Balığın normal büyümesini ve ideal boya ulaşmsını sağlar.İskelet sisteminin oluşmasında temel vitamindir.
  • Vitamin B1,B2,B6,B12 - Yosunlar, yeşillikler, balık eti, sığır eti, yumurtalar ve mayada bulunur.Sinir sistemi, proteinlerin sindirilmesi ve dış deri üzerindeki kaygan sıvının oluşması gibi yararları mevcuttur.
  • Vitamin C - Yeşillikler, yosun, sığır ciğeri ve balık yumurtasında mevcuttur.Hastalıklara karşı balıkların direncini arttırır.Balıklara hazım kolaylığı sağlayarak, balıkların büyümesine fayda sağlar.
  • Vitamin D - Toprak solucanı, yem solucanı, su sinekler ve karideste mevcuttur.Kemik gelişimini sağlar.Kalsiyum ve fosfor oluşumunu destekler.
  • Vitamin K - Sığır ciğeri, yeşillikte bulunur.Kanın pıhtılaşmasını engeller.

Ichthyophthirius Multifiliis (Beyaz Benek Hastalığı)

Ichthyophthirius Multifiliis (Beyaz Benek Hastalığı)

Balık Hastalıkları

Genel Açıklama
 Tek hücreli siliatlar(Balığın gövdesinde yaşayan parazit) 1,5 mm’ye kadar ölçülebilir ve çıplak gözle deri üzerinde görülebilir.Türkiye’de beyaz benek diye bilinen bu parazitler, balığın üzerini beyaz tebeşir tozu yada ince kum tanesi gibi kaplanmış gibi gösterirler.Zamanında önlem alınamazsa, büyük yıkım ve ölümlere sebep olurlar.
 Belirtileri
 Hastalık önce yüzgeçlerde ortaya çıkar.Hastalığın ilk aşamasında, balık yüzgeçlerini kapatır ve akvaryum içinde dekorlara yada kuma sürtmeye başlar.Daha ileriki aşamada, balığın yüzgeçlerinden başlayarak, tüm gövdesinde beyaz lekeler oluşmaya başlar.
 Tedavisi
 Hastalıkta erken teşhis çok önemlidir.Hastalık teşhis edildiği anda, akvaryum ısısını kademeli olarak yükseltmek  30-31C’de 4 gün boyunca tedavi etmek gerekir.Akvaryuma tuz takviyesi yaparak tedaviyi destekleyebilirsiniz.(Not:Bitkili akvaryumlar için tuz önerilmez)Beyaz benek hastalığı, erken teşhis aşamasında, tedavisi en kolay hastalıktır.Ancak chthyophthirius paraziti bölünerek çoğalabilen ve kendisine sürekli yeni yerler ve yeni balık gövdeleri arayan bir parazittir.Bu sebeple hastalık çabuk yayılır ve tüm tankı kaplayabir.Tedavide balığı karantinaya almak(ayırmak) doğru bir yol olmaz.Tedaviyi tüm akvaryumunuza uygulamanız gerekir.En yakın akvaryum firmasına danışarak, beyaz benek hastalığı için geliştirilen ilaçlardan satın alabilirsiniz.UYARI:Hastalık tedavisi bilgileri tamamen bir öngörü olup,  bağlayıcı bir bilgi unsuru olarak kullanılmamalıdır.Hastalık tedavi yöntemlerinin kullanılmasından meydana gelebilecek olumsuz durumlardan sitemiz sorumlu değildir.

 

Akvaryumda Doğal Dekorasyon

Akvaryumda Doğal Dekorasyon


Birçok akvariste göre ,hobinin temelini su koşulları, filtrasyon ve bakım gibi konular oluşturmaktadır.Bu yüzden, akvaryum hobisinde hemen hemen herkes temel olarak bu konulara odaklanmaktadır.Oysa, çok önemli olan, çoğu zaman gözden kaçan ve balıkların sağlığını doğrudan etkileyebilen akvaryumda dekor kullanımı;  en az su koşulları ve  filtrasyon kadar önemlidir.

Akvaryumda kullanılacak olan çakıl, akvaryum arka planına eklenecek olan posterler yada 3D Fontlar, doğal yada yapay kayalar, doğal yada yapay bitkiler, akvaristin gözüne güzel gelecek ve görsellik açısından ona yarar sağlayacaktır.Ancak balık için durum biraz farklıdır.Kullanılacak olan dekoratif süslemeler, balık açısından yarar sağladığı gibi, bazı durumlarda da balıklarınıza zarar verecektir.Bu durumu analiz etmek ve doğruyu bulmak için, balıkların doğal ortamlarının bilinmesinde ve araştırılmasında fayda vardır.

Akvaryum Tabanı/Çakıl:

Bir çok balık, biyolojik olarak, avcılarından korunmak amacıyla farklı yaratılışa sahiptir.Örneğin plati balığının üst kısmı daha koyu renkte iken, alt kısmı daha açık renktedir.Plati balığını avlamak isteyen bir vahşi balık, doğal ortamında, koyu renkli bir çakıla sahip bir ortamda yukarıdan plati balığına baktığında, yüzeyle birlikte koyu olan platy balığının üst kısmını gördüğünde, algılamada güçlük çekmekte, aşağıdan balığa baktığında ise, aşağı kısmı daha açık renkli olan platy balığının, suyun üst yüzeyindeki ışıktan dolayı yine seçiciliği kaybetmektedir.Bu sebepten akvaryum tabanına koyulacak çakılların doğal ve koyu renkte seçilmesinde fayda olacak, çakıllar balıklarınızı kamufle edecektir.

Bitkiler:

Bitkiler, akvaryum balıklarınıza saklanma yerleri oluşturarak streslerini azaltır ve daha doğal görünümlere kavuşmasına yardımcı olur.Ancak görsellik açısından kullanılan yapay bitkilerin yerine kullanılacak olan canlı bitkiler, hem balıklarınıza saklanma yeri oluşturup onları stresten koruyacaklar, hemde balıklarınızın beslenmesine katkı sağlayacaklardır.En önemliside, fotosentez olayıyla oksijen doygunluğunu arttıracak ve akvaryum suyunuzun filtrasyonuna yardımcı olacaklardır.

Ağaç/Kütük:

Akvaryumunuzda kullanacağınız yapay yada gerçek kütükler, balıklarınızın saklanabilmesi için önem teşkil edecektir.Ancak yapay yerine doğal kütüklerin kullanılması daha ideal olacaktır.Özellikle, vatoz türlerinin ahşap kütüklerle beslenmesi gerekmektedir.Ancak, doğal kütüklerin ölü bir bitki olduğunu unutmamak gerekir.Bu kütüklerin akvaryum suyunu sarartması kaçınılmazdır.Bazı balıklar için (Discus Örneğinde olduğu gibi) sarı su doğal koşulları sağlasa da bunun tersi olan,  bazı balıklarda da su değerleri açısından istenmeyen farklılıklar yaratacağından, doğal kütüklerin akvaryumlarda kullanılması  uygun olmayacaktır.

Kayalar/Mağaralar:

Akvaryum balıklarınızın, diğer sert balılarınızdan korunması ve saklanması açısından kayalar ve bunlarla oluşturulacak mağaralarda çok önemlidir.Balıklarınız, genelde güvenli  ve huzurlu bir ortamı tercih edeceğinden, onların diğer balıklardan ve diğer tehditlerden kaçmaları için kaya kulanmaya özen gösterilmelidir.Ancak doğal kaya kullanıımında yumuşak su için, bazalt, Granit, Kuartz, siyah sert kaya ve sert diğer taşlar kullanılmalı; eriyen taşlar, kalkerler, kabuklar ve yapay kayalar ve cilasız yapay malzemelerden kaçınılmalıdır.Sert su akvaryumlarında ise, Çözülgen taşlar ve kalkerler kullanılabilinirken, Maden damarlı taşlardan kaçınmak gerekir.Kireçtaşı gibi bazı kayalar özellikle cichlid balıklarında su değerlerinin sabit tutulmasında büyük bir öneme sahiptirler.

Kaynak : Why natural is best – A guide by ThinkFish.co.uk
Derleme:Özay EROĞLU

Denizatı

KANADALI ZOOLOG Dr. Amanda Vincent, National Geographic dergisinde denizatlarıyla ilgili bir yazısında, insanların “Gerçekten denizatı var mı?” diye sorduklarından söz ediyor. Birçok kişinin zihninde düşsel bir yaratık olmaktan öteye geçemeyen denizatları dünyanın en ilginç canlılarından biri.

Canlıların sınıflandırılmasıyla uğraşanlar bile denizatlarının sınıflandırmadaki yerini belirlerken zorluk çekmişler. At kafasına benzeyen bir başı, uzayarak hortum biçimini almış burnu, küçük ağzı, birbirinden bağımsız hareket eden gözleri, kemik plakalarla kaplı vücudu, öne kıvrılan kavrayıcı kuyruğu, yüzgeçlerinin varlığı ve embriyolarını dişilerin yerine erkeklerin kuluçka keselerinde taşıması suda yaşayan bu hayvanın hangi sınıfa girebileceği konusunda zihinleri epey uğraştırmışa benziyor. Ona verilmiş olan bilimsel addan bile bu durum anlaşılabiliyor: Hippocampus. Hippos: at, kampe: kurt ya da tırtıl. At, kurt ya da tırtıldan çok farklı bir canlı grubu olan balıklara giren denizatlarının ilginç olan özelliklerinden biri de dik olarak yüzmeleri. Dik olarak yüzme becerilerini ise sırt yüzgeçleri sayesinde gerçekleştiriyorlar. Denizatlarının temel hareket organı olan sırt yüzgeçleri üzerinde yapılan bir çalışma, sırt yüzgecinin hareket etmesini sağlayan kasların sıvı ortamın yarattığı yüke karşın, oldukça hızlı kasılabildiğini ortaya çıkarmış. 35 civarında türü olan denizatlarının boyları, türlere göre 2-35 cm arasında değişiyor. Yüzme konusunda pek becerikli olmayan denizatları, daha çok kıyılarda yaşıyor ve çoğunlukla yosunlara ve mercanlara tutunarak hareketsiz olarak duruyorlar, ancak denizatlarını, hareketsiz durmanın bedeli olan “av olmak”tan korunmayı sağlayan özellikleri de yok değil. Bunlardan biri renk değiştirmeyle ilgili. Denizatlarının bukalemundan bile daha güçlü bir renk değiştirme özelliğinin olduğu düşünülüyor. Bu balıkların düşmanlarından gizlenmesine yarayan bir diğer özellik ise, bazı türlerinde görülen deri iplikçikleri oluşturmayla ilgili. Deri iplikçikleri oluşturan bir denizatını yosunlardan ya da mercanlardan ayırt etmek oldukça güç. Örneğin, Hippocampus bargibanti adını taşıyan tür, bu tip uzantılar oluşturduğunda mercan görüntüsü kazanıyor; böylece av olmaktan korunabiliyor. Bu iplikçikler kalıcı olmadığından türleri tanımlarken kullanılmıyorlar. Kemikli vücutları onları pek tercih edilen bir av yapmasa da bazı balıklar ve yengeçler için iyi av sayılabiliyorlar. Kendileri ise etobur canlılar olduklarından, küçük karidesler ve diğer kabuklularla besleniyorlar. Tuzlu sularda olduğu kadar tatlı sularda yaşayan türleri de bulunan denizatları pek çok akvaryum balıkçılığı meraklısının ilgi duyduğu bir canlı; ancak bilim adamları akvaryumculara bu işe pek heveslenmemelerini tavsiye ediyorlar. Bunun nedeni, denizatlarına uygun ortam koşullarının sağlanmasının oldukça zor olması. Ayrıca, bu narin hayvanların bakteri, mantar ve parazitlerin neden olduğu hastalıklara kolayca yakalanmaları da onların akvaryumda kısa sürede ölmelerine yol açıyor.

Sadık Sevgililer
Denizatlarının en yakınına yaklaşarak, uzun süreler boyunca gözlem yapmış olan Amanda Vincent, onların çok sadık eşler olduğu yorumunu yapıyor. Avustralya’nın Sidney Körfezi’nde yaptığı gözlemlerini aktarırken Amanda Vincent şöyle diyor: Aralık 1991’di. İki denizatının çok yakınına yaklaşmış, onları izliyordum. Hamile olan erkek denizatı, bilinmeyen bir hayvan, belki bir yumuşakça tarafından saldırıya uğramış durumdaydı. Saldırgan, kuluçka kesesini parçalamış ve içindeki embriyoları yağma etmişti. Yaranın iyileşmesi birkaç hafta sürdü. Yaralı denizatının eşinin başka bir eş arayacağını bekliyordum. Ancak, dişi denizatı şaşırtıcı bir biçimde tüm taliplerini azimle reddederek eşine sadık kaldı. Erkek iyileştikten sonra yeniden çiftleştiler ve erkek, tekrar hamile kaldı.

Denizatları, balıklar arasında tek eşli olarak bilinen tek örnek. Boşanma yok, aldatma yok; eşleri yalnızca ölüm ya da kaybolma ayırıyor. Ölüm nedeni, bazı balıklar ya da yengeçler tarafından avlanma olabilir. Kaybolmaya ise güçlü bir fırtına neden olabiliyor. Fırtınayla açıklara sürüklenen denizatı çoğunlukla bitkinlikten ölüyor.

Denizatlarının neden tek eşliliği sürdürdüğüne gelince, Amanda Vincent bu konuda şu yorumu yapıyor: Yavaş hareket eden canlılar olduklarından, yeni bir eş bulmak onlar için hem zaman hem de enerji kaybı demek oluyor.

Hamile Erkekler

Dünyada başka hiçbir canlıda görülmemiş bir durumun tek örneğini denizatları oluşturuyor ve embriyolar gelişimlerini erkeğin vücudunda tamamlıyorlar. Pek çok balık türünde erkek, bakım işini üstleniyor, su akımı yaparak yumurtalara oksijen sağlıyor ya da onları koruyor. Ancak, erkek denizatlarının bu türlerden önemli bir farkı var. Denizatlarının erkeği, dişiden aldığı yumurtaları saklayabileceği bir kuluçka kesesine sahip. Erkek, bu yumurtalar gelişip, minik birer denizatı olana kadar onları kesesinde besliyor. Bu durum, memelilerde görülen embriyo gelişiminin anne karnında gerçekleşmesi olayıyla benzerlikler gösteriyor.

Erkek denizatı, kuluçka kesesinin iç dokusunda bulunan kılcal damarlar aracılığıyla memelilerde olduğu gibi yumurtalara oksijen sağlıyor. Kesenin içindeki plasenta benzeri sıvı yumurtalarla temas ediyor ve besin sağlıyor. Böylece embriyolar tamamen erkeğin kesesine bağımlı olarak gelişimlerini sürdürüyorlar. Döllenmeden sonra, kesenin ağzı adeta mühürlenmiş gibi kapanıyor. Bu sırada, kesenin iç ortamı değişerek deniz suyununkine benzer bir hale geliyor. Bu durum, yavruların dış ortama uyumunda kolaylık sağlıyor. 7-11 mm boyunda olan, gelişimini tamamlamış yavrular memelilerin doğumundakine benzer bir biçimde pompalama hareketiyle keseden dışarı çıkıyorlar ve babanın bebekleri doğurması olayı böylece gerçekleşiyor. Ebeveynlerinin küçük taklitleriymiş gibi görünen bu yavrular bir daha keseye geri dönmüyorlar ve yaşam savaşına hemen katılıyorlar.
Erkeğin, yavruları kesesinde taşıması ve onların gelişmesine bir dişi memeli gibi katkıda bulunması, erkeklik rolü konusunda kuşkuya yol açmasın. Çünkü erkek tıpkı diğer türlerin erkeklerinde olduğu gibi sperm üretiyor. Yumurtalar ovipozitör adı verilen bir organ yardımıyla, erkeğin kuluçka kesesine bırakıldıktan sonra, erkek yumurtaları ürettiği spermlerle kendi kesesinin içindeyken döllüyor. Erkeklik rolüne gelince, erkek denizatları dişileri çekebilmek için diğer erkeklerle yarışıyor. Erkek denizatlarının yavruları kesesinde taşıması, dişi denizatlarının eş bulmak için erkek davranışları sergilemesi anlamına gelmiyor. Her iki cinsiyet de eş bulmak için uğraşıyor, ancak gözlemler erkeğin hamile kalmaya çok kararlı olduğunu ve daha etkin davranışlar sergilediğini gösteriyor.

Erkeğin hamilelik süresi olan yaklaşık 10-42 gün boyunca (Bu süre türlere ve ortam sıcaklığına göre değişiyor) dişi her sabah eşini ziyaret ediyor. Bu ziyaretler ve selamlaşma davranışları dişiye eşinin doğum zamanı hakkında fikir veriyor. Bu zaman içinde dişi yeni bir yumurtlama için hazırlanıyor.

Erkek denizatı gövdesini bükerek yavruları kesesinden dışarı atıyor. Böylece, doğum gerçekleştikten sonra, yeniden hamile kalmak için sabırsızlanmaya başlayan erkek denizatı dişiye boş kuluçka kesesini göstererek, yeni yumurtaları almak için hazır olduğunu belli ediyor. Bazen birkaç saniye bazen de günlerce süren yeni bir çiftleşmeden sonra dişi; yumurtaları erkeğin kesesine bırakıyor. Dişinin erkeğin kuluçka kesesine bıraktığı yumurta sayısı (yumurtalar 0,5-1,5 mm boyutunda olabiliyorlar.) türlere göre farklılık gösteriyor. En küçük boylu türlerin 10’dan az yavrusu oluyor. Bugüne kadar gözlenmiş olan, en yüksek yavru sayısı ise 1572.

Bir çiftleşme mevsimi boyunca, ardı ardına çiftleşmeler sürüyor. Çiftleşmeler gece oluyor ve ancak eşler eşit boydaysa başarıya ulaşıyor. Erkek denizatının boyu dişininkinden küçük olursa, dişi yumurtaları erkeğin kuluçka kesesine aktaramıyor ve yumurtalar suya dökülüyor. Bazı türlerde kuluçka kesesi bulunmadığından, yumurtalar doğrudan erkeğin karın kısmına yapıştırılıyor ve gelişimlerini burada sürdürüyor.

Denizatlarının Varlığı Tehdit Altında mı?
Denizatları dünyada çok yaygın olarak bulunuyor. Tropik ve ılıman suları seçen denizatları, yaygın olmalarına karşın, hiçbir bölgede çok sayıda bulunmuyorlar. Türlerin çoğuna Batı Atlantik’te ve Pasifik’in Hindistan kıyılarında rastlanıyor. En iyi tanımlanmış olan türler ise Kuzey Amerika, Avrupa ve Avustralya’da bulunanlar. Kuzey Avrupa sularında da iki tür var: Hippocampus hippocampus ve Hippocampus ranulosus. Ayrıca, Kuzey İspanya, Akdeniz ve Karadeniz’de de yaygınlar. Türkiye’de ise 18 türün bulunduğu saptanmış. Syngnathus acus (Deniz iğnesi), Nerophis ophidion, Hippocampus guttulatus bunlardan bazıları.

Denizatları kara ile denizin birleşimindeki sığ sularda yaşadığından, insana oldukça yakın bir konumda bulunuyor. Bu yüzden de insanın kötüye kullanımıyla çok sık karşı karşıya kalıyorlar.

TRAFFIC (Trade Records Analysis of Flora and Fauna In Commerce) tarafından yapılan bir araştırma, denizatlarının varlığının tehdit altında olduğunu ortaya koyuyor. Eğer denizatlarının kötü amaçlı kullanımı sürecek olursa, gelecekte popülasyonları azalacak gibi görünüyor. En son yayımlanan “Tehlikedeki Türler Raporu”nda Amanda Vincent’in hazırladığı “Uluslararası Denizatı Ticareti” konulu bölümde dünyada Ekvador’dan Avustralya’ya kadar 32 ulusun ölü ya da diri denizatı ticareti yaptığı ileri sürülüyor. En büyük denizatı alıcıları Çin, Hong Kong ve Tayvan; en büyük satıcıları ise Hindistan (yıllık 1,3 milyon tane ya da 3000 kg denizatı), Filipinler, Tayland ve Vietnam. Dünya çapında ticaret ise yılda 20 milyon denizatını buluyor. Denizatlarının ticari açıdan bu kadar çekici olmalarının nedeni geleneksel Çin, Japon ve Kore ilaçlarında kullanılmaları. Denizatları 18. yüzyıla kadar Avrupa’da da ilaç yapımında kullanılıyordu. Uzakdoğulular bu hayvanlardan hazırlanan ilaçların astım gibi solunum yolu hastalıklarına ve iktidarsızlık gibi cinsel işlev bozukluklarına iyi geldiğine inanıyorlar. Ancak, bu geleneksel yaklaşımın ne ölçüde doğru olduğu pek belli değil. Ayrıca, denizatlarına süs eşyası olarak da büyük ilgi duyuluyor. Bu amaçlarla doğadan çok büyük miktarlarda toplanarak ticareti yapılan denizatlarının geleceği pek iyi görünmüyor. 1995 yılında daha çok tercih edilen büyük ve açık renkli denizatları Hong Kong’da kilosu 1200 dolardan satılıyordu. Japonların daha çok küçüklerini tercih ettiği denizatları kurutulmuş olarak da satılıyor. Kanada, Almanya, Hollanda ve İngiltere gibi bazı Avrupa ülkeleri denizatlarına akvaryum balığı ya da süs eşyası olarak rağbet ediyorlar. Elle, kepçeyle ya da trolle yakalanan denizatları Fransa, Portekiz ve Vietnam’da Tehlikedeki Hayvanları Gösteren Kırmızı Liste’ye dahil oldukları halde, yalnızca Avustralya’daki Tasmanya’da koruma altına alınmış. Ayrıca, Endonezya, Tayvan ve Tayland’da trolle avlanma yasaklandığından denizatları da bu yolla korunmuş oluyor.

Tüm bulguların gösterdiğine göre, denizatı popülasyonlarını ciddi bir azalma tehlikesi bekliyor. Bu tehlikeyi gidermek amacıyla bir “Denizatı Projesi” hazırlanmış. Bu proje, denizatlarının korunmasına ve türlerinin devamına yardım etmek, bunun yanında insanların gereksinimlerini de göz ardı etmemeyi hedefliyor. Projenin kapsamında, balıkçılık düzenlemeleri arz-talep ayarlamaları, biyolojik ve genetik araştırmalar var.

Zuhal Özer
Konu Danışmanı: Ali Demirsoy
Prof.Dr., Hacettepe Üniversitesi Biyoloji Bölümü

Discus Akvaryumu

Discus Akvaryumu

Discus Genel Bilgileri

Discus ismi Yunancadan gelmektedir.Atletizm yarışlarında, Disk atma branşındaki, sporcuların uzağa fırlattıkları diskin şekli ile Symphysodon Aequifasciatus Balıklarının vücutları benzerliğinden dolayı ortak isim olarak dünyada Discus kelimesi ile adlandırılmaktadırlar.

Discus, Güney Amerika’da Amazon Nehrinin sığ sularında yaşayan bir cichlid türüdür.Diskus’un bilimsel açıklaması ilk olarak 1840 yılında Dr.Johan Jacob HECKEL tarafından yapılmıştır.3 Orjinal renk çeşidi mevcuttur.

*Yeşil Discus-Symphysodon aequifasciata aequifasciata

*Kahverengi Discus-Symphysodon aequifasciata axelrodi

*Mavi Discus-Symphysodon aequifasciata haraldi

Discuslar, doğal yaşamlarında çok büyük gruplar halinde yaşadıklarından, çok gelişmiş sosyal davranışlar gösterirler.Bu sebepten, discus akvaryumunuzda bu balıkların gruplar halinde bakılmasında yarar vardır.Discuslarınızı akvaryumcunuzdan grup halinde satın alarak, tam verim için, sosyal etkileşimlerini sağlamış olursunuz.

Akvaryumculardan satın alacağınız discusların , doğal yaşamlarındaki orjinal renklerini bulmak çok zordur.Discus Akvaristleri ve üreticiler melezleme yöntemleri ile, bir çok renk elde etmişler ve bu balıkları isimlendirerek piyasaya sürmüşlerdir.Sonsuz renk varyasyonları ile, üreticiler tarafından piyasa sürülen discuslar yüksek fiyatlarından dolayı, melez üretimini hep teşvik etmiştir.

Artan teknolojik imkanlar su kalitesini yükseltmiş, discusların sağlıklı olarak üretilmesi ve büyütülmesini kolaylaştırmıştır.Ülkemizde ve dünyada, discus üretimi teknolojiye paralel olarak giderek genişleyen bir sektör haline gelmiştir.Ancak akvaristler için değişilmez bir tutku olan discus besleme, özellikle üretimindeki zorluk ve buna paralel olarak da alınan hazdan dolayı yüksek ücretler ödenerek , discuslar satın alınmaktadır.

Diskuslar doğal ortamlarında diğer balık yavruları, larvaları, tatlı su karidesleri, kabuklu su böcekleri, sinek, böcek ve larvaları ile beslenirler.

 

Akvaryum Bilgileri

Akvaryum Büyüklüğü

Discus beslemek için iyi bir akvaryum büyüklüğü planlaması yapmak gerekir.Akvaryum boyutu, discus balıklarının sağlıklı ve güvenli bakımı için çok önemlidir.Akvaryum büyüklüğü en az 240 litre olmalıdır.Örneğin Discus hobisine, 120x40x50 ölçülerinde bir akvaryumla başlayabiliriz.Discuların bulunacağı akvaryumun daha derin olması ve daha çok su alması, suyun stabil şartları taşıması açısından çok önemlidir.


Akvaryum seçiminin yanında, akvaryumunuzun ev veya işyerindeki konumu da Discus bakımı için önemli olacaktır.Discuslar utangaç balıklardır.Rahatsız edilmemeleri gerekir.Akvaryumunuz aşırı gürültülü bir odada, kapı girişinde veya insan trafiğinin çok olduğu bir kısımda ise, balıklarınız rahatsız olacak ve stres yapıp, hastalanacaklardır.Bu yüzden, discus akvaryumlarının, evin veya işyerinin trafiği en az olan bölümlerine konması gerekir.Ayrıca, güneş ışığı alabilecek yerler veya kalorifer radyöterlerine yakın olan yerlerden uzak tutulması gerekir.Direk güneş ışığı ve kalorifer petekleri akvaryumunuzun yosunlaşmasına yol açacaktır.• Akvaryum Konumu

• Kum ve Çakıllar

Akvaryum tabanındaki malzemenin ince çakıl olması gerekir.Üreme tankında ise, tabana çakıl kullanılmamalı, tavsiye olarak akvaryum tabanı boş bırakılmalıdır.

• Bitkiler

Discus Akvaryumu için iyi bir bitki dikimi sağlıklı balıklar için çok önemlidir.Geniş ve ince yapraklı bir bitki örtüsü yada plastik bitkilerle balıklarınızın güvenebileceği akvaryum ortamı düzenlenmelidir.

• Dekor

Akvaryumda kayalar ve kütüklerle dekor yapmak estetik açısından güzel olacaktır.Özellikle, kütükler, discusların doğal yaşamlarındaki ortama daha uygun bir dekor sağladığından tercih edilmelidir.Batık gemi gibi diğer plastik ve metalimsi dekorlar Discus akvaryumu için uygun değildir.Yada plastik dekorlar minumum düzeyde tutulmalıdır.Anlamsız dekorasyon, bakımı zorlaştıracaktır.

Filtrasyon

Discus akvaryumlarında, biyolojik filtre kullanılmalıdır.Biyolojik filtrede temel amaç, yararlı bakterilerin üretilmesi, balıklarınıza zarar verecek nitrat ve nitritin yok edilmesidir.Ayrıca, alternatif olarak şelale filtrelerde kullanılabilir.Akvaryumlarda, iç filtrede kullanılmaktadır.Ancak discuslar akıntıyı sevmeyen balıklardır.Bu yüzden iç filtre tercih edilmemektedir.İç filtre kullanılmak isteniyorsa, siyah süngerlerden oluşan ve hava motoru ile çalışan iç filtreler tavsiye edilir.

Üretim yapacağınız üretim tankında ise, hava motoru ile çalışan sünger filtre kullanılması yeterlidir.Üretim tankında güçlü akıntı yapan ve yavru balıkları toplayabilecek, onları ölümüne sebep olabilecek güçlü iç filtreler asla kullanılmamalıdır.

Su

Discus akvaryumlarında, en önemli faktör suyun kalitesidir.Discuslar asitli ve yumuşak sudan hoşlanırlar.Dünyanın her ülkesinde yetiştirilip çoğaltılabilen bu balıklar, üretilebildikleri ülkenin su şartlarına kısmen alıştırılabilmektedirler.Discusları ani su değişimlerinden korumak gerekir.

• Ph

Akvaryumda Ph’ın sabit tutulması önemlidir.Sık sık Ph değişimleri, balığın sağlığını tehdit edecektir.Discus üreticileri, discus satıcıları ve akvaristler, Ph değişimini sadece musluk suyu ile doğal ortamındaki ph farkı ortaya çıkarsa yapmalıdırlar.

Normal bakım akvaryumlarında Ph 6.5-7.5 aralığında, üretim akvaryumlarında ise 5.5-6.5 aralığında olmalıdır.

• Sıcaklık

Discus Balıklarında, diğer tropikal balıklara nazaran, daha yüksek sıcaklık gerekir.Sıcaklığı sürekli kontrol edilen bir akvaryumda, sıcaklık ayarlaması, akvaryumdaki bitkiler ve discusun yanında bakılacak diğer balıkların sıcaklık ihtiyaçları dikkate alınarak yapılmalıdır.Isıtıcı olarak, mutlaka termostatlı ısıtıcılar kullanılmalı, ucuz ısıtıcılardan kaçınmalıdır.Bozulabilecek bir ısıtıcının yaptığı yıkım, çok büyük olabilir.Termometre olarak geleneksel civa göstergeli termometre yerine, hassa ayarlı digital termometre kullanılmalıdır.Su değişikliklerinde, eklenecek suyun, akvaryumdaki su ısısıyla eşdeğer olması, yada en fazla 1 C ° farklılığın bulunması gerekir.Discus balıklarının sıcaklığa tahammül sınırları aşağıdaki gibidir:

*Normal Akvaryumlarda: 27,5-29 C °

*Üretim Akvaryumlarında: 30-33 C °

• Su Değişikliği

Discus akvaryumlarında, diğer tropikal akvaryumlarda olduğu gibi kısmi su değişiklikleri çok önem arzeder.Kısmi su değişiklikleri haftada bir kere %25 oranında, dinlendirilmiş su eklemesi ile yapılabilir.Mutlaka dip çekimi yapılmalı, dipte kalan katı tortular akvaryumdan dip çekimi ile atılmalıdır.Böylece amonyak ve nitrit patlamasının önüne geçilmiş olacaktır.Ayrıca, bayatlayan suyun yerine yeni su konması, discuslarınızın iştahını arttıracak, daha da önemlisi çiftleşmeye teşvik edecektir.Üretim akvaryumlarında su değişiklikleri haftada en az 4 gün olarak yapılmalıdır.

Discus Tank Arkadaşları

Discus balıklarının tanktaki diğer arkadaşlarının da yine discuslar olması tavsiye edilir.Çok utangaç bir balık olan discuslar, hareketli ve agresif türlerle birlikte bakıldığında, süreki saklanacaklar ve strese maruz kalacaklardır.Genelde karma bir akvaryumda discus bakımı düşünüldüğünde, aynı özellikleri ve su şartlarını taşıyan melek balıkları akla gelir.Melek balıkları, discusa göre daha agresiftir ve aynı tankta bakılmaması discusların sağlığı açısından daha iyi olur.Eğer, Discuslarınızın yanına farklı türde balık koymak istiyorsanız, bunu iyi planlamalısınız.Discusa akvaryum arkadaşları olarak, daha sakin türlerden, küçük tetrazonlar, cüce cichlid v.b balıkları seçebilirsiniz.

Beslenme

Discuslar şartları doğru ayarlanmış ve yüksek kalitedeki suda, verilen kaliteli yiyecekleri kabul ederler.Ticari yemlerden kaliteli pul yemler ve discuslar için hazırlanmış protein içerikli granül yemlerle beslenmesi sağlanmalıdır.Diskuslar hobicilerin kendi hazırladıkları dana yüreği, karides, ıspanak, havuç, kırmızı biber, sarımsak ve spirulina karışımı ile beslenebilir.Tek tip yemleme yapmak uygun değildir.Menüleri geniş tutulmalıdır.Yavaş hareket ettiklerinden yavaşça dibe batan, diskuslar için üretilmiş yemlerle beslenmeleri de uygun olacaktır.

Menülerinde lif içeren farklı yosun ve alg çeşitleri de mevcuttur, ağırlıklı olarak gereksinimleri protein içeren besinlerdir. Yetişkin bir diskusun her gün %40 protein alması, yavru/genç bir diskusun ise %50-60 protein gereksinimi vardır. Diskusların dişleri yoktur, besinlerini ağızlarının boğaz kısmına doğru bulunan çene öğütücüleri ile öğüterek tüketirler, bu yüzdende discusun bilimsel ismi olan symphysodon çene öğütücü anlamına gelmektedir, ve Diskus Latince ismini buradan almaktadır.

Ayrıca, Dondurulmuş kankurdu, artemia ile beslenmeye destek sağlanmalıdır.Canlı yemle besleme yapılmaması daha uygundur.İyi temizlenmemiş canlı yemler, discus balığı için iç parazit riski taşırlar.

Üreme

Diskuslarda üremenin anahtarı iki uyumlu çifti bulmaktır. Akvaryum hobisinde nispeten pahalı bir balık olduğundan, hobiciler satın alınabilecek en küçük boyda diskusları sürü halinde alarak çiftlerin oluşmasını beklemeyi tercih ederler. Uyumlu, yumurta döken ve bakan çiftleri bulmak hem çok zor hem de maliyeti yüksektir. Cinsiyet belirlemesinde çeşitli teknikler olmakla birlikte en kesin sonuç çift haline gelen balıklarda alınır. Üreme, hazır hale gelen çiftlerin beslenme tanklarından küçük bir tanka (tercihen 50x50x50 125 lt.lik) alınmalarıyla başlar. Balıklar rahat bir ortamda olmalı, kesinlikle rahatsız edilmemelidirler. Üreme zamanı yaşanan stres yumurtaların yenmesi sonucunu doğurur. Su değerlerine çok dikkat etmeli, nitrit ve nitrat oranları olabilecek en az seviyede tutulmaya çalışılmalıdır. Yumurtadan çıkan yavrular nöbetleşe anne ve babanın derisinin üstündeki mukoza tabakasıyla beslenirler.

Üretimde kullanılması hedeflenen genç ve yavru diskuslar seçilecek boya 4 aylık(ortalama 6cm) iken gelirler, bu dönemde fiziki özellikleri desen ve renk kalitesi kendini belli edecek duruma gelmiştir, dikkat edilecek unsurların başında balığın formu gelmektedir, vücut yuvarlak, kafa dairesel olmalıdır, yavrularda dudak öne hafif çıkık olduğu için bu durum sizi yanıltmamalı, üçgenimsi ve elips formlarda olanlar seçilmemelidir. Genetik kısmına çok değinmeyeceğim fakat yetiştirilmek istenen varyasyonda yavruların anaçlarınında desen ve form kalitesi dikkate alınmalıdır. Yumurtadan çıkış anından itibaren o yavrunun 4 aylık dönemde ne şekilde beslendiği çok önemlidir, uygulanan su değiştirme sistemi ve yetiştiği su kalitesi çok önemlidir, kesinlikle hiçbir renklendirici ya da büyütücü hormon almamış, beslenmesi kusursuz ve özenli yapılmış olmalıdır.

Seçilen yavrular maturasyon (üreme yetisi ve ergenlik) sürecini tamamlayana kadar 400-500 litrelik tanklarda 8-10-12-14 lü gruplar halinde büyütülürler, değişik varyasyonlar farklı zaman dilimleri sonunda üreme yetisini kazanırlar. Örneğin kırmızı Marlbora, Pigeon, kahverengi Brown, mavi Turkuazlar 12-15 ay, Snake skine 9-12 ay, Blue diamond’lar 20-24, Leopard’lar 18 aya kadar üremek için bekleyebilmektedirler. 4 aylık dilimden ergen olana ve eş tutana kadar balıklar günde 5-6 öğün %50-60 yüksek kalitede protein içeren yemlerle beslenmelidir, besleme diyeti çok önemlidir, ana yem ev yapımı yemlerdir. Donmuş artemia, canlı su piresi ve beyaz kurtlar, kuru yem olaraka kurutulmuş krill, artemia pul yem, bits yemler menüye dahil edilebilir.

Hergün düzenli olarak minumum %20-30 suları değişmeli ve dip temizliği yapılmalıdır, damızlığa çıkacak balıkların mümkün mertebe hastalık geçirmemiş olması ve kimyasal yollarla tedavi edilmemiş olmaları önerilir. Üreme dönemi yaklaştıkça tankın içerisinde bir hareketlikilik gözlenir, erkekler ve dişiler kendilerine bölge belirlemeye, diğerlerini kovalamaya başlarlar, renkleri her zamankinden dahada canlı olur ve vücutlarındaki çizgiler daha da belirginleşir, bu dönemde tankın iki uç bölgesine koyulacak küpler eşlerin üzerlerini temizleyip yumurtlamalarına olanak sağlayacaktır. Etraflarında titreme hareketleri ile birbirlerine doğru yüzerek danslar etmeye başlarlar. Yapılacak şey eşin karma tankta yumurta dökmesini beklemektir, bunu 2-3 kez diğer diskusların yanında yapmalarına müsade etmekte fayda vardır, yumurtalarını diğer diskuslardan kollamaya çalışan anaçların koruma ve sahiplenme güdüsü daha çok gelişir. Meydana gelen yumurtlamalardan çıkacak larvaları gözlemlemek gerekir. Su şartları elverişli olmasa da bozulan yumurtaların arasında bir iki tane larva çıkması lazımdır, larva görülmeyen durumlarda çiftin iki dişiden oluşma olasığı vardır. Larva sayısına bağlı olarak yavrular anaçların yanında tutulurlar, batımda 150 yavru varsa 3 hafta 100’ün altında ise 40 gün kadar anaçlarla durabilirler, daha sonra yeni yerlerine alınabilirler. Yavruları ayırırken bi kaç şeye dikkat etmek gerekir, üretim tanklarında su değişimi yaptığımız sürece ayrılacakları tanka su aktarmalı, bunu 1 hafta kadar yapıp büyüyecekleri tanka kendi suları ile geçiş yapmaları sağlanmalıdır, ayrıca bu şekilde yeni tankın biyolojik sistemine bakteri transferi de yapılmış olur. Ayrılma vakitleri geldiğinde yine eski tanktan %50 kadar su aktarılıp işlem tamamlanır.

Derleme: Özay EROĞLU

Kaynaklar: Üreme Bölümü Vikipedi’den alıntıdır.

Sump Filtre Sistemleri

Özellikle büyük akvaryumlar için vazgeçilmez bir filtrasyon sistemidir. Büyük akvaryumlar için dış filtre yetersiz gelebilir. İki yada daha fazla dış filtre kullanmak yerine akvaryum boyutuna göre yeterli ölçülerde sump yaptırmak, akvaryumun filtrasyonunu daha iyi bir şekilde sağlanmış olacaktır. Sumpı eğer ana tankın alt kısmına yaptıracaksak, elimizden geldiği kadar büyük yaptırmalıyız. Bu sayede filtrasyon daha iyi bir şekilde sağlanmış olacak ve akvaryum daha uzun bir şekilde temiz kalacaktır.Sumplar akvaryumun görselliğinde de önemli rol oynarlar. Sumpsız bir akvaryumdaki ısıtıcı, motor vs gibi malzemeler akvaryumun doğal görüntüsünden uzaklaştırır. Oysaki sumplı bir akvaryumda bütün malzemeleri sumpta saklayabiliriz. Bu sayede akvaryumunuzun görüntüsü daha doğal olacaktır. Akvaryumdan sumpa dökülen su havalanmış olacağından ayrıca hava motoru almamıza da gerek kalmayacaktır.Sumplı sistemdeki akvaryumlar için değişik yöntemler uygulanmaktadır. Bu sumplardan bazıları akvaryumun arkasına yapılırken, bazıları yanına, bazıları da akvaryumun alt kısmına yapılmaktadır. Eğer sump akvaryumun altında ise suyu yukarıya basmak için daha kuvvetli bir motor kullanmamız gerekmektedir. Devir-daim sağlayan kafa motorları, akvaryumun suyunu saatte 3-4 defa çevirecek şekilde olmalıdır. Genelde motorların üzerlerinde yazan değerin yarısı kadar su basarlar. Bu yüzden kafa motoru alırken hangi markanın ne ölçüde gerçek değerde su bastığını bilerek almalıyız.Akvaryumdaki suyun sumpa gitmesini sağlamak için değişik yöntemler vardır. Bunlardan bazıları; tabandan yada arka camdan delik açılıp, pimaş yardımı ile suyu sumpa aktarmaktır. Bu akvaryum camındaki delik, daha akvaryum oluşturulmadan cam halindeyken açılması gerekmektedir. Eğer akvaryum yapıldıktan sonra sumplı sisteme çevirmek için delik açılmaya çalışılırsa akvaryumun camı çatlayabilir. Bunun yerine overflow yardımı ile sumpa su verilebilir. Ancak bu overflow akvaryumda görünüm olarak hoş olmayacak ve yer kaplayacaktır. Bu yüzden daha akvaryum yapılmadan cam delinmelidir.Sumplı akvaryum sistemlerinde elektrik kesilmediği yada kafa motorunun fişini çekmediğimiz sürece, anatanktaki su seviyesi sabit kalır. Buharlaşan su sumptan eksilmiş olacaktır. Eğer bu buharlaşma sonucu su takviyesinde bulunmazsak ve buharlaşmanın devam etmesi sonucunda su, kafa motorunun su bastığı seviyenin altına düşmeye başlayacaktır ve kafa motorundan akvaryuma su ile karışık hava basılacaktır. Bu durumu motorunuzun sesinin normalden daha farklı çıkması ile anlayabilirsiniz. Suyun bu seviyeye düşmemesini sık kontroller yaparak önleyebiliriz. Bu durum hem motorunuz için zararlı hem de iyi bir sirkülasyon için iyi değildir. Yeteri kadar su basılmadığı için sirkülasyon yavaşlayacaktır. Bu yüzden de akvaryum iyi bir şekilde devir-daim olamayacaktır. Ayrıca sumpta bulunan ısıtıcınız yan camda ise aşırı buharlaşmadan dolayı su dışına çıkarak patlayabilir. Patlamış olan ısıtıcı kısa devre yaptırır istenmeyen sonuçlar doğurabilir. Bunun önüne geçmek için ısıtıcımızı mümkün olduğunca tabana yakın hatta taban camına yapıştırmalısınız. Sık kontroller yaparak ve buharlaşan suyu hemen takviye ederek bu tür üzücü olabilecek olayların önüne geçebilirsiniz.Sumpa gereğinden fazla su doldurmak, elektrik kesintilerinde sumpın taşmasına neden olabilir. Bu gibi durumların yaşanmaması için kapalı sump sistemleri kullanmalısınız yada gereğinden fazla su doldurmamalısınız. Bu ölçüyü sumpınızın hacmine göre kendiniz ayarlamalısınız.
Sumpın yararının olduğu kadar dezavantajları da vardır. Bunlardan birisi yukarıda bahsettiğim gibi su buharlaşmasıdır. Bir diğeri de dış motora göre oldukça gürültülü olmasıdır. Akvaryumdan sumpa dökülen su havalanırken aynı zamanda gürültülü bir ses oluşturur. Ayrıca kafa motorunun büyüklüğüne göre kafa motorunun kendisinin ve camı titreştirerek oluşturduğu seste buna eklenmektedir. Bu sesi biraz olsun önlemek için kafa motorunun alt kısmına elyaf koyabilirsiniz. Ayrıca sumpın bulunduğu bölgeye dolap yaptırırsanız bu sesteki azalma en aza indirilmiş olacaktır.Sumpa dökülen su akvaryum yüzeyinden taşırma yardımı ile dökülür. Bu sayede akvaryumun yüzeyinde oluşan yağ tabakası da temizlenmiş olur. Böylece akvaryumun üst tabakası her zaman temiz kalmış olacaktır. Aydınlatmış olduğumuz akvaryum daha iyi bir şekilde aydınlanmış olacaktır.Akvaryumun tabanında kalmış olan balık pislikleri ve yem artıkları nitratın artmasına neden olacaktır. Bu nitratı azaltmak için düzenli olarak su değişimleri yapmalıyız.Çok uzun akvaryumlarda filtrasyon sisteminin daha iyi bir şekilde sağlanması için çift taşırma sistemi yapılıp tek bir sumpa bağlanabilir. Bu sayede uzun akvaryumlar tek bir sump ile iyi bir şekilde temizlenebilecektir. Bu şekildeki uzun akvaryumlar için çok güçlü bir tane kafa motoru yada iki tane daha düşük kafa motoru kullanmamız gerekebilir. Bu tür akvaryumlarda su akışı daha hızlı olacağından akvaryumdan gelen seste aynı oranda artabilir.Alttan delik açılmış sumplı akvaryuma göre yaptıracağımız demir profili ve dolabı bu tabandaki deliği hesaba katarak yaptırmamız gerekmektedir. Aksi taktirde taban camındaki delik demir profilin yada akvaryum dolabının kenarına gelebilir. Bu yüzden demir profil yada dolap yaptırırken buna mutlaka dikkat etmeliyiz.Anatanktaki taşırma sisteminin üstü açık olduğundan balıklarımız her an sumpa düşebilir. Bundan dolayı balıklarımız yaralanabilir hatta balığımızı kaybedebiliriz. Fark etmediğimiz ölü balıklar akvaryumdaki nitratın artmasına sebep olaktır. Bu yüzden akvaryumdaki taşırmayı ızgara yada başka bir malzeme ile balıkların geçemeyeceği şekilde kapatmalıyız.Sump sisteminde bazı bölmeler bulunmaktadır. Bu bölmelere koyacağımız malzemeler filtrasyonda çok önemli rol oynamaktadır. Bu yüzden bu malzemeleri akvaryumda besleyeceğimiz balık türüne göre seçmemiz gerekmektedir.” İlk bölmede; (Akvaryumdaki taşırmadan gelen suyun ilk döküldüğü yerdir.) kaba pislikleri tutmasını sağlamak için elyaf ve onun hemen altında biyolojik sünger olmalıdır.
” İkinci bölmede; besleyecek olduğumuz balık türüne göre koyacağımız malzemelerden oluşmaktadır. Sert suyu seven balıklar için mercan kırığı, yumuşak sevenler için torf tercih edilebilir.
” Üçüncü bölmede;zeolit,substrat dan bir tanesi bulunabilir. İkinci bölmeden gelen su yağmurlama yapılarak bu malzemelerden birinin üstüne dökülmelidir.
” Dördüncü bölmede; kafa motoru,ısıtıcı,derece vs malzemelerin bulunduğu sumpın son bölmesidir. Bu bölmeye gelen su, kafa motoru yardımı ile anatanka geri basılır.
  •  

 

Hastalıklar Hakkında Sık Sorulan Sorular

Akvaryum Hakkında Sık Sorulan Sorular ;

1-Biyolojik filtrasyon gerekli midir?

2-Aşırı yosunlanmaya karşı ne yapmalı?

3-Tatile gidince akvaryum ne olacak?

4-Afrika Çiklitleri: Malawi-Tanganika Gölü akvaryumları nasıl olmalı?

5-Balıklara canlı yem verilmeli mi?

6-Yeni satın alınan balıkları neden karantinaya almak gerekir, karantina nasıl yapılır?

7-Akvaryuma kaç tane balık koyabilirim?

Soru 1: Biyolojik filtrasyon gerekli midir?

Evet, gereklidir. Bir akvaryumun temiz ve berrak kalmasını sağlayanlar mekanik ve biyolojik filtrasyondur.

Mekanik filtrasyon

Mekanik filtrasyon, suyun, bir su pompası aracılığıyla elyaf gibi ince filtre malzemeleri arasından geçirilerek tortularından ve görünür pisliklerinden arındırılmasıdır. Mekanik filtre malzemelerinin pisliklerden tıkanmamaları için düzenli aralıklarla (tiplerine göre 2-8 haftada bir) çalkalanmaları gerekir. Mekanik filtrasyon genellikle önemi anlaşılan bir işlemdir.

Biyolojik filtrasyon

Genelde önemi anlaşılmayan ise biyolojik filtrasyondur.

Biyolojik dengesi oturmuş bir akvaryumda yararlı aerobik (oksijenle soluyan) çeşitli bakteri grupları balık dışkıları ve artık yemleri sırasıyla önce zehirli amonyağa, sonra amonyağı daha az zehirli nitrite ve sonra da nitriti de daha da az zehirli nitrata dönüştürürler. Bu dönüşümlere azot zinciri adı verilir. Bazı bitki türleri nitratı besin maddesi olarak kullanırlar. Özellikle bitkisiz akvaryumlarda nitrat zamanla birikir ve yosunlanmaya yol açar. Nitrat fazlası balıkların sağlıklı gelişmelerini de olumsuz etkiler. Nitrat konsantrasyonunu yüksek olması, balıklarda bağışıklık sisteminin zayıflamasına ve büyümenin durmasına yol açar.

İşte bu yararlı bakteriler, filtre malzemelerinin ve akvaryumdaki kumun, taşların ve bitkilerin yüzeylerinde yerleşirler. Suyun oksijence zengin olması da bu bakterilerin daha iyi arıtım yapabilmesi için gereklidir. Özet olarak biyolojik arıtımın yeterli olması için iki temel şart vardır:

Suyun oksijence zengin olması Havalandırma (su sirkülasyonu) gereklidir. Oksijen aynı zamanda balıklar için de gereklidir.

Akvaryumda ve filtre malzemelerinde bakterilerin kolonileşebileceği yeterince yüzey bulunması Biyolojik filtre malzemeleri bu yüzden seramik köpük, cam köpük gibi pütürlü ve girintili çıkıntılı, birim hacim başına geniş yüzeylere sahip materyallerdir. Etkin bir biyolojik filtrasyon için en az akvaryum hacminin %2 si büyüklüğünde geniş bir filtre hacmi gereklidir. Akvaryum kumu da önemli bir bakteri kolonileşme ortamıdır.

Biyolojik filtre malzemelerinden belki de daha önemli bir bakteri kolonileşme ortamı akvaryum kumudur. Küçük bir filtreyle temizlenen kumsuz akvaryumlardaki suyun bulanıklığının kum konulduktan bir süre sonra geçmesi de bu yüzdendir. Bir taban sirkülasyon sistemi kullanıldığında kumdaki biyolojik arıtma etkinlikleri daha da hızlanır.

Biyolojik arınmanın ve biyolojik filtre malzemelerinin önemi

Biyolojik arıtımın yetersiz olduğu akvaryumlarda su çok çabuk sararır, kirlenir. Balıklarda bir sağlıksızlık, oksijen sıkıntısı çekiyormuş gibi su yüzeyinde yüzmeler görülür. Biyolojik filtrasyonun yetersiz olduğu bir akvaryumun suyunu da sık sık değiştirmek sizi kalıcı bir çözüme ulaştırmaz.

Yararlı bakterilerin nüfusları yeterli düzeye ulaşamıyorsa biyolojik filtrasyon yetersiz kalacak, amonyak ve nitrit gibi zehirli azot bileşikleri akvaryumda zamanla çoğalacaktır. Bu bileşiklerin çoğalması da zamanla ölümcül balık hastalıklarına ve aşırı yosunlanmaya yol açabilir.

Yeteri kadar geniş bir filtre hacminde biyolojik filtre malzemeleri ve taban kumu kullanılarak yararlı bakteri nüfusu yeterli düzeylere ulaştırılabilir. Böylece akvaryum suyu, düzenli su değişimlerinin aksatılmaması şartıyla, (örneğin 2 haftada bir eski akvaryum suyunun %15′i kadarı dinlenmiş taze suyla değiştirilir) sürekli sağlıklı kalır.

Soru 2: Aşırı yosunlanmaya karşı ne yapmalı?

Aşırı yosunlanmaya karşı ilaç kullanmamanızı, doğal ve kalıcı çözümleri uygulamanızı öneriyoruz. Piyasada satılan anti-yosun ilaçlarının çoğu yosunlar kadar bitkilere de zarar verirler.

Doğal çözümler neler olabilir:

Akvaryum doğrudan güneş ışığı almamalı

Akvaryum kesinlikle pencereden gelen güneş ışığını doğrudan görmeyecek bir yerde olmalıdır. Yosunların en temel besin maddesi olan fosfor, doğal sularla karşılaştırıldığında hacmi sınırlı akvaryumlarda fazlasıyla bulunur. Bu yüzden güneş ışığıyla karşılaşan akvaryumlar çoğu zaman aşırı yosunlanırlar. Bir odada en gölge duvar dibi, akvaryum için en uygun yerdir.

Suni ışıklandırma: Özel olarak akvaryumlar için üretilen bazı kaliteli floresan lambalarının ışık spektrum özellikleri, yosun gelişimini engelleyecek buna karşılık bitki gelişimini destekleyecek niteliktedir.

Yosun yiyen balıklar

Akvaryumda vatoz, otocinclus ve black molly gibi yosun yiyici balıklar bulundurmanız yararlı olacaktır.

Başlangıçta hızlı büyüyen bitkiler dikin Akvaryumu ilk kurduğunuz zaman hızlı büyüyen türlerle bitkilendirmenizi öneririz. Hızlı büyüyen bitkiler besin maddeleri açısından yosunlara rakip olurlar. Akvaryumda biyolojik denge oturdukça hızlı büyüyen türleri daha yavaşlarıyla değiştirebilirsiniz.

Nitrat konsantrasyonunu düşük tutun

Akvaryum biyolojisiyle ilgili sayfamızda da anlatıldığı gibi biyolojik dengesi oturmuş bir akvaryumdaki azot zincirinin son halkası nitrattır. Yararlı bakteriler tarafından balık dışkıları ve artık yemler amonyağa, amonyak nitrite ve nitrit de nitrata dönüştürülürler. Bazı bitkiler nitratı besin maddesi olarak kullanırlar. Özellikle bitkisiz akvaryumlarda nitrat zamanla birikir ve yosunlanmaya yol açar. Bitkili akvaryumlarda genellikle yosun daha az sorun olur. Akvaryumda nitrat konsantrasyonunun yüksek olması balıkların gelişmelerini de çok olumsuz etkiler.

Sizin de akvaryumunuzda yosunlanma nitrat fazlası yüzünden olabilir. Akvaryumunuzdaki nitrat konsantrasyonunu kabul edilebilir sınırlar içinde tutmak için birkaç önerimiz:

Eğer bir dış filtreniz varsa bir ön filtre düzeni kurmanızı öneririz. Ön filtre kaba kirleri tutar ve esas filtrenin erken tıkanmasını önler. Ön filtreyi su değişimleriyle beraber (1-2 haftada bir) çalkalayarak kirlerinden arındırmak çok yararlı olur. Böylece birçok artık madde daha dönüşüm zincirinin başındayken, henüz nitrata dönüşmeden akvaryumdan uzaklaştırılmış olur.

Düzenli su değişimlerini aksatmayın. Örneğin iki haftada bir %20 oranında (her ikinci pazar günü). Akvaryumdan eski suyu boşaltırken dipte birikmiş tortuları da toplamanız yararlı olur. Boşalttığınız eski akvaryum suyunun yerine koyacağınız en az iki gün dinlenmiş suya klora ve ağır metallere karşı iyi bir su hazırlayıcı eklemek yerinde olur. Bir seferde akvaryum suyunun %40′ ından fazlasını kesinlikle değiştirmeyin.

İyi bir biyolojik filtre malzemesi kullanmanızı öneririz. Bazı filtre malzemeleri, anaerobik bakterilerin de kolonileşmesi için uygun ortam yaratarak nitratı kısmen, akvaryumdan uçup giden azot gazına dönüştürürler.

Aşırı yemlemekten kaçının. Balıklarınız verdiğiniz yemi üç dakika içinde tüketebilmeli.

Akvaryuma fazla sayıda balık koymayın. Boyları 4cm’ye kadar olan balıklar için 1 litre başına en fazla 1cm balık koymalısınız. Örneğin 100 litrelik bir akvaryuma boyları 4cm olan balıklardan 25 adet koyabilirsiniz. Daha büyük balıklar için birim boy başına daha da çok su hacmi gereklidir. Örneğin boyu yaklaşık 15 cm olan yetişkin bir melek balığı başına en az 40 litre su hacmi düşünülmelidir.

Soru 3: Tatile gidince akvaryum ne olacak?

Birkaç haftalık tatiller, tatil hapları, yem otomatı ve saatli şalterle artık çözülemeyecek bir sorun değildir.

Bir aylıktan genç yavruların dışında balıklar birkaç gün, hatta bir hafta zarar görmeden aç kalabilirler. Yemlenmedikleri bu sürede akvaryumda kalmış artıklar, yosunlar ve vücut rezervleriyle idare edebilirler.

Balıkların besin ihtiyaçlarını bir hafta kadar bir süre karşılayabilecek tatil hapları vardır. Işıklandırmanın sürekli olarak bir saatli şalter aracılığıyla belirli saatlerde açılıp kapanması sağlanabilir. Biyolojik dengesi oturmuş, aşırı dozajda yem atılmayan bir akvaryumda bir ay veya daha uzun bir sürede suyun değiştirilmemesi (%10-20 oranında düzenli su değişimleri) bir sorun yaratmaz.

Bazıları, balıklarının tatilde oldukları süre içinde daha az yemle idare edebilmeleri için suyun sıcaklığını 1-2 derece düşürürler. Balıların hastalanmaması için bu düşürme aniden değil, yavaş yavaş yapılmalıdır: Örneğin günde 0.5 derece.

Tatile gidecek akvaryum sahipleri için önerilerimiz:

Yemleme

Tetra Weekend-Futter gibi tatil hapları, balıkların besin gereksinimlerini bir hafta kadar bir süre karşılayabilirler. Balık sayısına ve büyüklüğüne bağlı olarak akvaryuma kaç tane tablet atmanız gerektiği kutu üstünde belirtilir.

Siz tatildeyken, akvaryumunuza haftada bir göz atabilecek bir tanıdık bulun. Tatile gitmeden önce, tanıdığınızın her hafta atması gereken tableti ve yemi uygun dozajlarıyla hazır edin. Örneğin kuru yem için bir ölçek kaşığı koyup her hafta kaç kaşık yem atması gerektiğini anlatın. Akvaryum konusunda tecrübesiz bir kişi rahatlıkla aşırı miktarda yem atıp suyun bozulmasına neden olabilir.

Tanıdığınız her hafta geldiğinde balıkları, akvaryum sıcaklığını, filtrenin ve varsa yem otomatının düzgün çalışıp çalışmadığını bir kontrol etsin. Ölü balık varsa hemen akvaryumdan çıkarsın. Acil durumlar için tatilde size erişebileceği bir telefon numarası bırakmayı da unutmayın.

Piyasada 3 haftaya kadar her gün, ayarladığınız saatlerde akvaryuma otomatik olarak kuru yem atan yem otomatları bulunuyor. Bunların bazılarında yemler bir süre sonra nemlenip haznelerine yapışır ve akvaryuma dökülmezler. Böyle bir otomat satın almak isterseniz, nemlenmeye karşı önlem olarak havalandırmalı, kaliteli bir aleti tercih etmelisiniz.

Işıklandırma

Sadece tatillerde değil, sürekli düzenli, belli saatlerde açılıp kapanan bir ışıklandırma için saatli zaman şalteri kullanmanızı öneririz. Bunların elektrik kesintilerinde zaman ayarı bozulmayan şarjlı pilli türleri tercih edilmelidir. Bitkiler için günde 10-12 saat ışıklandırma gereklidir. Işıklandırma saatleri düzenli olursa bitkiler daha iyi gelişir, balıklar da daha huzurlu olurlar. Örneğin ışık ayarınız şöyle olabilir:

Sabah 9:00′da açılır, öğlen 13:00′da 2 saat mola verir, 15:00′da tekrar açılır ve 23:00′a kadar açık kalır.

Birçok kaynakta, öğlen verilen molaların bitki gelişimini etkilemezken yosun oluşumunu frenlediği belirtilir. Eğer akvaryumunuzda bitki veya sadece yosunla beslenen balık türleri yoksa tatil süresince ışıklandırmaya gerek yoktur.

Soru 4: Afrika Çiklitleri: Malawi-Tanganika Gölü akvaryumları nasıl olmalı?

Doğu Afrika’daki Büyük Rift Vadisi’nde 600 km boyunca uzanan Malawi Gölü, 26.000 km2′lik yüzölçümüyle (İsviçre 41.293 km2) dünyanın büyük göllerindendir. Tabanının en alçak noktasında derinliği 704 metreyi bulan bu göl, kayalık kıyıları ve zengin su altı yaşamıyla ünlüdür. Bu gölde yaşayan, Afrikalıların Mbuna adını verdikleri endemik çiklit türleri, canlı renkleriyle mercan kayalıklarının balıklarını andırırlar. Tipik bir Malawi sualtı görüntüsü: Yosunlarla kaplı yemyeşil kayaların önünde sarılı, mavili, kırmızılı bir kalabalık Mbuna.

Sert ve alkali sular, kayalık dekor

Tanganika ve Malawi çiklitleri, iyi gelişebilmek için sert (özellikle bikarbonat sertliği) ve alkali (GH: 8°-20°, pH 7.5-8.5, KH:10°-25° ) su şartları gerektirirler. Sudaki yabancı kimyasal maddelere ve ani sıcaklık değişimlerine karşı hassastırlar. Özellikle üreme zamanları teritoryal (akvaryumda belirli bir bölgeye sahip çıkan) olan Tanganika/Malawi çiklitleri için optik bölge sınırları ve saklanma yerleri oluşturmak için akvaryuma kayalar yerleştirmek gerekir. Çoğu Tanganika/Malawi akvaryumu, arka planda su yüzeyine kadar yükselen kayalarla dekore edilir. Bir miktar kireç içeren çakıl, taş ve kayalar, akvaryum suyunun sertliğinin korunmasına ve pH değerinin tamponlanmasına da hizmet ederler. Suyun pH değeri, kesinlikle nötr noktasının aşağısına düşmemelidir. Su sıcaklığı: 22°-25° normal bakım, 26°-29° üreme.

Büyük akvaryumlar, etkin biyolojik filtrasyon, düzenli su değişimleri

Akvaryumların en az 200 litre hacimli olması önerilir. Hem Malawi, hem de Tanganika çiklitleri, sudaki metabolizma atıkları olan amonyum/amonyak, nitrat, nitrit gibi azot bileşiklerine karşı son derece hassastırlar. Etkin biyolojik filtrasyon ve düzenli su değişimleri (az ve sık) mutlaka gereklidir. Örneğin haftada bir %10-15 oranında. Suyun kimyasal bileşiminde, balıklar için tehlikeli olabilecek ani değişimlere yol açmamak için bir seferde değiştirlen suyun oranı %30′u geçmemelidir. Malawi/Tanganika akvaryumlarında pH yüksek olduğu için, amonyum/amonyak düzeyinin sürekli düşük tutulması ayrıca bir önem kazanır.

Malawi çiklitlerinin davranışları göz önüne alındığında:

Malawi çiklitlerinin çoğu poligamik, yani çok eşlidir. Cinsel olgunluğa ulaşmış bir erkek, sahip çıktığı bölgede birden çok dişiyle yumurtlayabilir. Doğada her balığa yetecek kadar alan vardır. Erkekler arası kavgalar, çoğu zaman, bölge sınırlarındaki zararsız gövde gösterilerinden öteye gitmez. Akvaryumun dar alanında ise zayıf balıklar, baskınları tarafından ölümüne hırpalanabilirler. Çözüm, bir akvaryumu tek bir türe ayırıp, tek bir erkek ve birkaç dişiden oluşan küçük bir harem oluşturmak, ya da birkaç türü karıştırıp saldırganlık davranışlarının dağıldığı büsbütün kalabalık akvaryumlar kurmaktır. Akvaryumda zayıf balıkların saklanabilecekleri kovukların bulunması önemlidir. Birkaç türü karıştırırken boyları ve saldırganlık düzeyleri biribirlerine yakın, buna karşın, istenmeyen melezleri engelemek açısından görünüşleri benzemeyen türleri seçmek gerekir.

Uygun akvaryum şartları ve saklanma yerleri sağlandığında Malawi Çiklitlerinin çoğu karma akvaryumlarda üreyebilirler. Döllenen yumurtaları dişi kuluçka süresince ağzında saklar. 20-24 günde yumurtadan çıkan oldukça gelişkin yavrular, paniğe kapılınca tekrar annelerinin ağızlarına kaçarlar. Artemia larvaları ve toz yemlerle kolayca büyütülebilirler.

Soru 5: Balıklara canlı yem verilmeli mi?

Etçil (carnivorous) Türler

Birçok akvaryum balığı türü, sağlıklı gelişip parlak renklere sahip olabilmek için canlı yemlere gereksinim duyar. Örneğin, hiç canlı yem verilmeyen bazı çiklit türlerinin (yavrularını büyütenler) renklerinin soluk, boylarının da küçük kaldığı gözlenir. Özellikle doğada sadece hayvansal gıdalarla beslenme alışkanlığında olan etçil türlere (carnivorous) haftada en az bir kere canlı yem vermeye gayret etmek gerekir. Tabi canlı yemin hastalık taşımayan bir cinsten olması şartıyla! Genellikler kirli yerlerde toplanan ve sindirim sistemlerinde çeşitli parazitleri barındırabilen Tubifex kurtlarının besin değerleri yüksek olmakla beraber, hastalık taşıma riskleri yüksektir. Özellikler Diskus gibi parazitlere karşı hassas türlere Tubifex vermemek gerekir. Bu gibi balıklar için en ideal canlı yem, yetişkin Tatlı Su Karidesidir (Artemia).

Etçil/Otçul (omnivorous) Türler

Doğada hayvansal gıdaların yanında bitkisel besinlerle de beslenen (omnivorous), örneğin canlı doğuranlar gibi türlere ara sıra canlı yem vermek yararlıdır fakat şart değilidir. Kaliteli birkaç tür kuru yemin yanında arasıra verilebilecek kıvırcık, haşlanmış ıspanak yaprağı gibi yeşilliklerle idare edilebilir.

Otçul (herbivorous) Türler

Bunun dışında, doğada sadece bitkisel besinlerle beslenme alışkanlığında (herbivorous) olan, örneğin bir Tanganika Çikliti olan Tropheus gibi türlere, sindirim sistemleri alışık olmadığı için canlı yem vermek zararlı dahi olabilir.

Soru 6: Yeni satın alınan balıkları neden karantinaya almak gerekir, karantina nasıl yapılır?

Bu soruya yanıt olarak bir üyemizin (kendisinden izin alarak) bir forum yazısını yayınlıyoruz.

Toplu bir ölümle balıklarını kaybeden bir üyemize yanıt:

Karantina akvaryumu şart!

Ben de geçmişte sizinkine benzer üzücü tecrübeler geçirdim. Hepsi de istisnasız yeni balıklar aldığımda başıma geldi. En üzücüsü de, yıllarca kayıpsız yaşamış, artık hiç birşey olmaz hissi veren balıkların, yeni alınmış balıklar yüzünden birdenbire toptan telef olması. Bir dönem hastalıklarla ve ilaçlarla çok uğraştım ama sıcaklığı yükselterek bertaraf edebildiğim beyaz benek hariç hiçbir tedaviden sonuç alamadım. Yapı olarak sabırsız ve üşengeç bir kişi olmama rağmen şu sonuca vardım: Yeni balıklar için bir karantina akvaryumu şart!

250 litrelik bitkili bir akvaryumumun yanında 100 litrelik bir su dinlendirme ve 60x30x30 luk bir karantina akvaryumum var. Taze suyu akvaryuma koymadan önce en az 1 hafta dinlendiriyorum ve AquaSafe gibi bir su hazırlayıcı ekliyorum. İlk birkaç gün çalıştırdığım bir hava motoru kloru daha çabuk uçurarak bu dinlenme sürecini sağlama alıyor. Karantina akvaryumu içindeki kum ve toprak saksı dışında normalde boş duruyor. Yeni aldığım balıkları esas akvaryumdan aldığım suyla doldurduğum karantina akvaryumuna koyuyorum. Hava motoruyla çalışan basit bir de sünger filtre takıyorum. Biyolojik arıtım olmadığı için karantina akvaryumunun suyunun her gün %10unu esas akvaryumdan aldığım suyla değiştiriyorum. Böylece yeni balıkları bir hafta gözlüyorum. Eğer hiçbir hastalık belirtisi gözlememişsem sıra esas akvaryumdan kolay üreyen birkaç balığı karantina akvaryumuna koymaya geliyor. Çünkü yeni balıklar kendilerinin bağışıklı olduğu fakat diğer balıklar için tehlikeli olabilecek hastalıklar taşıyor olabilirler. Bir hafta da böyle test ediyorum ve ancak yine hiçbir hastalık belirtisi gözlenmiyorsa bütün balıkları esas akvaryuma atıyorum. Bütün işlemleri artık ödün vermeden uyguluyorum. Son beş yıldır ciddi kayıplar vermedim. Rasboralarımın hepsi 3. yaşlarını geçtiler.

Diğer bir üyemizin konu hakkındaki yorumu: Oturmuş bir akvaryuma mecbur kalmadıkça yeni balık koymamak en doğrusudur.

Soru 7: Akvaryuma kaç tane balık koyabilirim?

Akvaryuma hangi balıklardan ne kadar koyabilirim sorusuna cevap verebilmek için üç temel noktaya dikkat etmek gerekir:

Seçilen balık türleri biribirleriyle uyumlu mu? Aynı akvaryuma koyacağınız balık türlerinin hem fiziksel gereksinimler (yer ihtiyacı, sıcaklık, pH, GH, KH vs.) hem de davranış biçimleri açısından (beslenme, saldırganlık, bölge büyüklüğü vs.) biribirleriyle uyuşmaları gerekir. Sonradan pişman olmamak için kesinlikle görüntüsüne kapılarak anlık isteklerle balık almayın. Almayı düşündüğünüz balık hakkında mutlaka önceden diğer akvaristlerden (forumlar), kitaplardan ve internetten bilgi toplayın. Uyumlu türlerin seçimi konusunda daha ayrıntılı bilgi için bakınız: Türlerin seçimi

Akvaryumunuzun büyüklüğü hangi türler için uygun? Balıklar sadece fiziksel nedenlerden değil, davranış biçimleri nedeniyle de yere gereksinim duyarlar. Kendilerine dar gelen, hareket alanlarını kısıtlayan akvaryumlarda kendilerini huzursuz hisseder, genellikle de kısa ömürlü olurlar. İyi akvaryum yayınlarında, her balık türünün konulabileceği en küçük akvaryumun büyüklüğü belirtilir. Önce hangi türlerin akvaryumunuzda yaşatılabileceğini araştırın. Herhangi bir türü, kesinlikle kendisi için belirtilen minimum ölçülerden küçük bir akvaryumda tutmayın. Örnek olarak, yetişkin Melek Balıklarını 150 litreden, Diskusları ise 200 litreden küçük akvaryumlara koymamak gerekir. Bu balıkları daha küçük akvaryumlarda da yaşatmak ve hatta üretmek mümkündür. Fakat bu, aslanları kafeslerde esir tutup üretmeye benzetilebilir. Bir akvaristin amacının sadece yaşatmak ve üretmek değil, türleri doğasına uygun şartlarda yaşatmak olduğu unutulmamalıdır. Aksi halde akvaryumculuk düzeysiz ve bencilce bir uğraş haline gelir. Genel bir kural olarak, düzenli bakılabildiği sürece, akvaryum ne kadar büyük olursa balıklar o kadar sağlıklı ve uzun ömürlü olurlar.

Her şeyi araştırdım, şimdi kaç balık koyabilirim? Boyları 4-5 cm’ye kadar olan küçük balıklar için (akvaryumun iyi filre edilmesi şartıyla) şu basit kural verilir: Akvaryumun litre cinsinden hacmi kadar toplam cm balık boyu Hesap yapılırken herzaman için balıkların yetişkinken varacakları boy dikkate alınmalıdır.

Örnek olarak, 100 litre su alan bir akvaryuma yetişkin boyları 5 cm olan Platilerden 10 adet, 4,5 cm olan Neon Tetralardan 11 adet konabilir. Böylece toplam balık boyu 99,5 cm olur.

Balık türleri büyüdükçe hacim/boy doğru orantısı bozulur ve cm boy başına daha çok litre akvaryum suyu gerekir. Boy başına gereken su hacmi biraz da türün özelliklerine (ağırlığı, metabolizma hızı gibi) bağlıdır. Örneğin yetişkin boyu 15 cm’ye ulaşan bir Melek Balığı için en az 25 litre su hacmi düşünülmelidir. Yetişkin bir Diskus (15-20 cm) için ise en az 50 litre su hacmi önerilir. Genel olarak, boyu 9-10 cm olan balıklar için en az 15 litre su hacmi düşünülmelidir.

Yazan: Tunç Ali Kütükçüoğlu

Hastalık Belirtileri ve Tedavileri

Genelde hasta bir balığın semptomları şunlardır: 

* Balık yorgun, bitkin ve uyuşuk durumda mı?

* Balık aynı noktada bir ileri bir geri anlamsız bir şekilde sallanıp durur.

* Kaçma refleksi var mı?

* Yem alıyor mu?

* Yüzerken yan veya sırtüstü mü, sersem vaziyette Başı aşağı doğru mu duruyor?

*Yüzgeçleri yapışmış halde mi?

*Tank tabanında kayıyor halde mi yüzüyor?

*Tabanda yüzerken ürküyor mu?

*Suyun yüzeyinde mi kalıyor?

*Su yüzeyinden ağzını açarak hava yutuyor mu?

*Çabuk ve sık solunum yapıyor mu?

*Sudan dışarıya sıçrıyor mu?

*Balık yan yatmıştır ve filtrenin çekim gücüyle tankın içinde bir oraya bir buraya sürüklenir.

* Balığınız sürekli dipte kuma veya kaya dibine tutunmaya çalışıyormu?

• Bu ve benzeri belirtiler dikkatlice incelenir ve kaydedilir.

 

Balık Hastalık Belirtisi Örnek tablo

Suyun Neden Olduğu Zehirlenmeler : 

Genel Bilgi 

Malawi ve Tanganyika tanklarında ısı ve pH yüksek olması gerektiğinden dikkat etmediğiniz taktirde aşağıdaki 3 zehirlenme şekli başınıza gelmesi yüksek bir olasılıktır. Bunlar silikon,amonyum ve nitrit-nitrat zehirlenmeleridir. Acemi iseniz ve tankınızın kuruluşu yeni ise balıklarda bir terslik görürseniz ilk olarak sudan dolayı meydana gelebilecek zehirlenmeler üzerine yoğunlaşın.

Silikon Zehirlenmesi 

Sağlıklı olduğundan emin olarak bir balık aldınız. Balığı tanka koyduğunuzun ilk gününde en geç ikinci gününde yem yemeyi kesmişse, ve aniden cansızlaşmışsa, pulları ve yüzgeçleri erimeye başlıyorsa aklınıza gelecek ilk tehlike silikon zehirlenmesi olmalı. Silikonun iki çeşidi vardır. İlki normal, balıkları öldüren silikon. Diğeri DIY storelarda (Bauhaus, Bricolage, hatta Carrefour süpermarketinde bile bulabilirsiniz) da satılan akvaryum silikonu, zaten tüplerin üzerindeki balık resimlerinden de anlarsınız. Tankınızı imal eden kişi bundan haberdar olmayabilir, satın aldığında yanında gözlüğü olmadığından balık resimlerini görmemiş olabilir, veya ‘yanlışlıkla’ daha ucuz diye normal silikon almış olabilir. Neden her ne ise, kabak balıklarınızın başına patlayacak demektir. Bu belirtileri fark ettiğinizde balıkları tanktan çıkartın. Su sıcaklığı cichlidler ve tropik balıklar için 24 C’dan başlayacağı için ısı dolayısıyla silikondan sızan gazlar balıklarınızı yavaş yavaş öldürüyor demektir. Cansızlık ilk günden itibaren başlar fakat gazlara karşı aşırı bir tepki gelişmez. Ölüm yaklaştığında balığınızın pulları

soluk ve erimiş olur, yüzgeçleri ya yırtık gibidir, ya da erimiştir, ve zor nefes alarak yan yatmış bir şekilde oradan oraya sürüklenir. İzlenecek tek yol balıkları başka bir tanka koymak. İmkanınız varsa daha iyi ve güvenebileceğiniz marka bir tank alın, yoksa tankınızı tamir edin. Bir çakı veya bisturi yardımıyla kenarlardaki silikonları en ufak bir parça kalmayacak şekilde kazıyın. Eğer parça kalırsa hava kabarcığı yapar ve tankınız bittiğinde sızdırır, hatta tankınızı patlatabilir. Ardından tankı yıkayın ki silikon zerrecikleri gitsin. Kazdığınız yerlere aseton sürün böylece hem daha iyi temizlenecek yüzey hem de silikon daha iyi tutacak. Akvaryum silikonu kenarlara sıkın, başparmağınızla üzerine sadece bir kez bastırın, ikinci defa üzerinden geçmeye kalkarsanız silikon pütürlenir ve kabarcık oluşabilir içinde. Tankı en az 24 saat kuru olarak bekletin. Eğer tankınız 100 lt’den büyükse en az 2 gün bekletin. Sonra denemek amacıyla içine su doldurun ve en az bir gün bekletin. Boşluk bırakmışsanız su kenarlardan sızmaya başlayacaktır, sızarsa yapılacak tek şey tekrar kazıyıp silikonlamaktır

Amonyum Zehirlenmesi 

Balığınız sürekli olarak su yüzeyinde yüzüp ağzını sonuna kadar açıp nefes almaya çalışıyorsa buna rağmen boğuluyormuş izlenimi veriyorsa üstüne üstlük tankın suyu da koyu sarı ise balık amonyumdan zehirleniyor demektir. Balık çoğunlukla yarı bilinçsiz ve halsiz olur, etrafınada neler olup bittiğinin farkında değilmiş gibi görünür. Suyun yüzeyinden sanki hava almaya çalışıyor gibi olduktan sonra dibe çöker yavaşça, ardından tekrar ani bir fırlayışla su yüzeyine çıkar. Tüm bu süreçte ağzını hep sonuna kadar açar ve solungaçları normalden çok fazla çalışır. Gözler normalden koyudur ve balığın bütün rengi olabilecek en koyu rengi alır.

Bu çok ciddi sonuçları olan bir zehirlenme şekli, balıklarınızın tümü ölebilir. Test kitiniz yoksa amonyum patlamasını en iyi şekilde sararımış sudan anlarsınız, su koyu sarı olduğunda ve bulanıklık başlamışsa balıklarınız zehirlenmeye başlıyor demektir. Biraz garip bir örnek olabilir, ama kafanızda daha iyi canlanması için idrar rengini düşünün, idrara rengini ve genel olarak kokusunu veren amonyumdur. İdrar kana bulaştığında zehirlenme meydana gelir, buna da en büyük etken amonyumdur. Akvaryumlarda da durum çok farklı değildir. Amonyum en çok yiyecek atıklarından ve pisliklerden açığa çıkar. Düzenli dip temizliği yapmazsanız pislikler birikir ve gazlar sızmaya başlar. Su idrar rengi ve kokusunu alır. Test kitiniz varsa aklınızda bulunsun, amonyum seviyesi 1 ppm değerini kesinlikle aşmamalı. Tabii ısı ve pH yükseldikçe amonyum değeri daha da az çıkmalı. Bu tip zehirlenme en çok amonyumu parçalayacak aerobic bakterilerin henüz oluşmadığı veya çok az sayıda olduğu yeni kurulmuş tanklarda görülür. Daha geniş bir açıklama ve burada bahsedilen zehirlenme türlerini nasıl önleyebileciğinzi öğrenmek için Yeni Tank Sendromu sayfasına bakın.

Balıklarınız amonyumdan zehirlendiyse bu tamamen sizin suçunuz sayılır. Zehirlenmeye davetiye çıkartan ve özellikle yeni başlayanların en çok tekrarladığı hatalar şunlardır:

Tanka gereğinden fazla yem atılması, balıklar doyunca dibe çöken yemler.

Çok az miktarda ve düzensiz su değişimleri.

Tankı daha ilk kurulduğunda ağzına kadar balıkla doldurmak.

Yetersiz kalan filtreleme veya havalandırma.

Amonyum zehirlenmesinin tedavisi yok, sadece durumu farkettiğinizde acil önlem alabilirsiniz. Seçebileceğiniz 3 yol var. İlk yol hemen balıkları temiz, tamamen yeni suyun bulunduğu bir tanka almak. Alabileceğiniz başka tankınız mevcut değilse ikinci yola başvuracaksınız demektir. Balıkların bulundukları tanka vakit geçirmeden su değişimi yapın. Değişim miktarı en az %70 olmalı. Yeni suyun ısıtılmış olması çok iyi olurdu, ama durumun aciliyetini göz önüne alarak, suyunuz sıcak değilse ısıtmayı beklemeyin, soğuk su kullanın. Suyu mutlaka dipten çekin, NH bileşikleri sudan ağır olduğundan dipte birikiyorlar, yüzeyden alırsanız amonyum sifonlanmış olmayacak, sadece suya dağılmış olacak. Amaç amonyumu en az seviyeye getirene kadar inceltmek. Balıklar kendilerini boğulur gibi hissettiğinden çok güçlü bir havalandırma koyun. Üçüncü yol amonyum, nitrit, ve nitrat seviyelerini ‘anında’ düşürdüğünü iddia eden ilaçlar kullanmak. Sakın bunun için Tetra Aquasafe kullanmaya kalkmayın, sivrizekanız burada pek işe yaramaz. Aquasafe sadece su değişimlerinde kullanılan suyun klor, ağır metal, ve amonyumunu yok ettiğini iddia ediyor, tankın içinde birikmiş olan amonyumda kesinlikle kullanılmamasını tavsiye ediyor. Bu yollar içinde en az güvenebileceğiniz yöntem kimyasal yöntemdir. İlaçlar seviyeleri kısa süre için düşürürler, ama tekrar yükselmesine de genelde engel olamazlar. O nedenle ilaçları sadece geçici olarak kullanın, yani, ilaçtan hemen sonra büyük bir su değişimi uygulayın. Bu tip bir zehirlenmede işinizi şansa bırakmayın ve en güvenilir olan ilk iki yolu tercih edin. Amonyum seviyelerini düşürdükten sonra beklemekten başka yapabileceğiniz birşey kalmıyor. Kurtulan kurtulacaktır, ama çoğunluk büyük bir ihtimalle ölecektir.

Nitrit-Nitrat Zehirlenmesi 

Yine tank kurulduğunun ilk haftalarında meydana gelebilecek bir zehirlenme türü. Sağlıklı olarak aldığınızdan emin olduğunuz balıklarınız birden cansızlaştığında, yem yemeyi kestiğinde sorun büyük bir ihtimalle nitrit zehirlenmesidir. Tankınız oturmuşsa ve aynı belirtileri görürseniz o zaman zehirlenme nitrat zehirlenmesi şeklinde olur, çünkü zincir oluşmuştur fakat en son ürün olan nitrat temizlenmemektedir. Sebebler genellikle fazla balık, fazla yem, az su değişimi, az filtreleme veya havalandırmadır. Amonyum zehirlenmesinden farklı olarak bu iki zehirlenme türünde balıkları kurtarma ihitmaliniz çok daha yüksek, tabii önlem alamazsanız öleceklerdir. Belirtiler genellikle halsizlik; yeme ilgisizlik: hiç yememesi veya yediğini tükürmesi; stres belirtileri: yüzgeç erimesi, pul erimesi, rengin normalden koyu olması, veya normalden açık olması, gözlerin kararması; bir köşede durma veya saklanma çabalarıdır. Tankın suyu genellikle açık veya çok açık sarı rengindedir. Bu zehirlenme şekli özellikle yüksek pH isteyen balıkların başına gelebilir, çünkü her türlü amonyum, nitrit, veya nitrat yükselmesine karşı çok hassaslar. Yukarıda bahsedilen belirtileri farkederseniz, sularınız da sarımsı renkte ise vakit kaybetmeden %40 ile %50 arası su değiştirin. Ardından da 2 hafta boyunca 2-3 günde bir %20 su değiştirin. Suları dipten çekmeye özen gösterin. Bunun dışında bir ilaç kullanmayın. Amaç balığı mümkün olduğunca daha fazla strese sokmadan zehirlenmeyi atlatmasını sağlamak. Balığığınızı güçlendirmek için bir conditioner kullanmanız iyi olur. Genellikle balığınız çok hassas bir tür değilse ilk su değişimini takip eden ilk günlerde düzelir. Ancak düzelme belirtiler görseniz bile 2 hafta boyunca yukarıda belirtildiği şekilde değişim yaparak tam sağlına kavuşmasını sağlayın.

Balık Kenesi:

Balıkların solungaç tarafında oluşur.Bu hastalıktaki en büyük avantajımız kenenin gözle görülmesidir.Keneyi çıkartabilirsiniz.

Balık dekorlara ve kuma sürtünmeye başlar.

Solungaç Parazitleri ve Tedavisi:

Her şey yolunda iken balık birden akvaryumun tabanında saklanmaya başlar, olduğu yerde sallanır ve rengi koyulaşır.Gözlerinde kararma başlar ve gereğinden fazla sık nefes almaya başlar.Ani hareketlerle solungaçlarını dekorlara sürter.Ön alttaki yüzgeçlerini oynatır.Solungaçlardaki parçalanmayı gözünüzle görebilirsiniz.Solungaçlarını açmadan nefes almaya çalıştığında ise balığınız ölmek üzeredir.

Balığın dışında da anormal bir farklılık görmezsiniz.Balığın yüzeyinde beyaz ve sarı noktalar yoksa bu hastalıktan bahsetmeli ve tedbir almalısınız.4 lt ye 12-16 damla formalin (içinde çinko olmayan)damlatın.Formalini ise çok iyi havalandırdığınız tankınızda 35-40 dk bırakın ve 4/3 oranında su değişimi yapın.2 gün sonra 10 lt ye  2 damla malachite yeşili damlatın.3 gün ise 10 lt ye  bir damla damlatın ve yarı yarıya su değişimi yapın. 5-6 gün sonra malachite yeşilini tekrarlayarak kuluçkaya yatan mikropları öldürün. Unutmayınki ilaçlar yumurta halindeki bu parazitlere etki etmez.Etkilenen balıklarınızı 4 lt ye 3 damla damlattığınız suda 10 dk. Banyo yaptırarak tekrar tanka alınız.

Tedavi sırasında dekor ve filtre aksamlarını tuzlu su ile yıkayınız.

Yüzgeç Erimesi 

Yüzgeçlerde, özellikle kuyrukta erime varsa, eriyen yüzgecin ucunda pamuğumsu veya koyu renk bir şerit varsa buna yüzgeç erimesi (İngilizce adı fin rot) denir. Yüzgeç erimesi özellikle stresten olur ve önemli bir sebebin sonucu olarak gelişir. Yapılacak ilk iş balığı tedavi etmeden önce yüzgeçlerinin erimesine sebep olacak kadar onu strese sokan sebebi bulmaktır. Sebepler arasında nitrit-nitrat zehirlenmesi, saldırgan bir balık, ciddi bir şekilde hastalanması, veya uzun bir yolculuğa çıkması sayılabilir. Bunları kontrol edin.

Balıkların vücudunu kaplayan koruyucu tabakaları vardır. Onları elinizde tuttuysanız vücutlarının kaygan olduğunu, ve balığı salsanız bile kayganlığın bir süre parmaklarınızdan gitmediğini fark etmişsinizdir. Bu koruyucu tabaka suda doğal olarak var olan birçok mantar veya bakteriyi uzak tutar. Balık strese girdiğinde tabakanın salgılanması sekteye uğrar veya tamamen engellenir. Zaten özellikle bu nedenden dolayı balığınızı stresten uzak tutun denir çok yerde. Balığın doğal kalkanı zayıfladığında veya yok olduğunda hastalıklara karşı savunmasız hale geliyor. En çabuk kaptığı enfeksiyon da yüzgeçlerde gösterir kendini.

Yüzgeç erimesini saldırgan bir balığın yüzgeçleri parçalaması ile karıştırmayın lütfen. Bu tip saldırılar sonrası için yapılacak tedavi için Yaralanmalar kısmına bakabilirsiniz. Yukarıda yüzgeç erimesine sebep olabilecekler arasında saldırgan bir balığı kastemin nedeni ‘saldırı hareketlerinin diğer balık üzerinde yarattığı stresten dolayı oluşan erimedir’. Sürekli kaçmak zorunda kalmaktan veya saklanmaktan dolayı balık strese girer,bir köşeye sıkışıp kalır ve yem yiyemeyecek cesareti bile bulamaz kendinde. Genelde bu belirtileri erime takip eder. Oysa yüzgeçler ısırıldığında uçları parçalanmış gibi durur, ama parçalanmış kısımların ucunda pamuğumsu oluşumlar veya koyu kırmızı renkte bir şerit yoktur. Erime görürseniz öncelikle fungal mı yoksa bakteriyel bir enfeksiyon mu ona karar verin. İkisinin tedavisi birbirinden farklı olacaktır. Fungal enfeksiyonlar genelde saldırı sonrası stresi veya vücutta meydana gelen bir yaralanma sonrası meydana gelirler ve bulaşıcı değillerdir, yani tüm tankı bu durumda ilaçlamanıza gerek yoktur. Enfeksiyon oluşturabilecek mantarlar arasında saprolegnia, achyla, aphanomyces, branchiomyces, ıchtyophonus ve pythium gibi mantarlar vardır. Fungal enfeksiyonlarının görünüşleri beyaz veya kirli sarı bir pamuğa benzer. Zaten Columnaris dışında vücutta oluşan tüm pamuğumsu oluşumlar bir fungal enfeksiyondur. Tedavisi bakteriyel enfeksiyonlarla karşılaştırıldığında nispeten kolaydır. Balık elle tutulacak kadar büyükse onu elinize alın ve etkilenen bölgelerin üzerine bir pamuk yardımıyla nazikçe metilen mavisi sürün. Piayasada metilen mavisi bir Türk malı olan Contra- Ichthyo ismi altında satılıyor. Mercurochrome da kullanabilirsiniz. Mercurochrome’u sadece haricen kullanın, suya damlatmaya kalkmayın. Suya damlatarak yapılan tedavi ileride deneyimli olduktan sonra uygulayabilirsiniz çünkü çok dikkat gerektiriyor. Mercurochrome’u bir pamuğa damlatın, balığı elinize alın veya ıslak bir bez üzerine koyduktan sonra aynı metieln mavisi gibi yavaşça etkilenen bölgelere sürün ardından temiz su dolu tedavi tankına bırakın. Yüzgeçler çok fazla erimişse veya balık elle tutulamayacak kadar küçükse tedavi tankına alın,çünkü metilen mavisini suya damlatacaksınız bu durumda. Her 10 litre suya 2 damla metilen mavisi damlatın ve balığı 24 saat boyunca bu ilaç banyosunda tutun. Tankı iyi havalandırmayı unutmayın.

İkinci gün %50 su değişimi yapın. Erime durduysa ve pamuklar yok olduysa, ki büyük bir ihtimalle öyledir, metilen mavisini kesin. Pamuklar hala varsa tekrar metilen mavisi damlatın, ama bu sefer 10 litreye 1 damla ve gene 24 saat bekleyin. Tekrar %50 su değişimi yapın. Bu süre sonunda fungal enfeksiyon tamamen yok olacaktır. Tüm bunları uygularken balığınızı yemlemeyi unutmayın. Tedavi bitse bile balığı bir süre tedavi tankında tutun, kendine gelsin orada.Yüzgeçlerin ucunda siyah veya koyu kırmızı, kiremit rengi bir şerit varsa ve yüzgeç çok hızlı eriyorsa enfeksiyonun bakteriyel olduğuna şüphe yoktur. Bakteriyel enfeksiyonlar genelde kötü su koşullarında veya ülke içi, veya uluslararası nakliyat sırasında ortaya çıkarlar. Tanka yeni koyduğunuz bir balık da sizin suyunuza alışmakta zorlanabilir ve bakteriyel enfeksiyon kapabilir. Bu nedenle tedavi ile birlikte su kalitesini de acilen yükseltin. Yüzgeçler tahmin edebileceğinizden daha hızlı erir, öyle ki 24 saat sonra yüzgeç tamamen yok oluyor. Yüzgeç erimesi ile beraber deride yaralar (lezyonlar) oluşuyorsa ve bu yaraların çevresi koyu kırmızı ise bu enfeksiyon Furunculosis’tir. Yaralar aslında derinin o noktada çürüdüğünü gösterir. Buna yol açan çeşitli bakterilerdir, ama ortak noktaları deride nekrotik lezyonlar (furuncul) açmak olduğundan hastalık bu adını alıyor. Goldfishlerde, koilerde, veya japon gibi soğuk su balıklarında bakteriyel yüzgeç erimesi oluştuğunda buna genelde Salmonidae familyasından Aeromonas salmonicidia neden olur. Yüzgeçlerden kısa sürede vücuda atlar ve kırmızı-kiremit rengi ülserler oluşturur. Aynı bakteri sıcak suda tropik balıkların üzerinde de etkili olur, ama onlarda daha çok furuncul oluşturur.

Bakteriyel enfeksiyonlu bir yüzgeci kendi halinde bırakmayın. Bu tip enfeksiyonlar, özellikle Furunculosis, bulaşıcıdır. Tankta yüksek oranda ölümlere sebep olurlar. Enfeksiyon kapmış balığı tedavi tankına koyun ve antibiyotik haricinde hiçbir ilaç koymayın, metilen mavisi veya malachite yeşili gibi ilaçların hiçbir etkisi olmaz. Aynı şekilde doğal tedavi olarak kullanabileceğiniz tuzun da bir faydası olmaz. Özellikle Nitrofurozan içeren gram negatif ve gram pozitif bakterilere karşı etkili olduğunu iddia eden antibiyotikleri alın. Kullanımdan önce su değişimini unutmayın ve filtrenin süngerini çıkartın. İlk günden sonra iyileşme belirtileri görseniz bile antibiyotiğe en az 3 gün devam edin. Tedaviyi yarıda keserseniz tekrar başa dönme olasılığınız yüksek. Üç günün sonunda şerit tamamen yok olmamışsa antibiyotiğe 2 gün daha devam edin. İlacın etkili olup olmadığını nasıl anlarsınız? Gözlemlerime göre yüzgeçler parça parça olmaya başlar ve uçlarından ince beyaz şeritler sarkar. Bu şeritler ölen bakterilerin olduğu deri parçalarıdır, tankta sağlayacağınız çok güçlü bir havalandırma onların daha çabuk kopmasını sağlayacaktır. Üç günün sonunda şeritler artık sarkmıyorsa ve yüzgeçlerin ucu temizse antibiyotiği o zaman kesin, şeritler sarkıyorsa hala iki gün daha devam edin. Bakteriler genelde gözle görebildiğinizden daha derine yerleşmiş olduklarından yüzgecin büyük çoğunluğu şerit şerit kopacaktır. Tedavi bittikten sonra %50 su değiştirin ve balığı tanktan çıkarmayın. Tekrar yüzgeçlerinin çıkmasını bekleyin. Onu o halde ana tanka atarsanız manevra kabiliyeti olmayan hantal bir balık olacağından ne diğerlerinin ona yapacağı ‘hoş geldin’ kovalamacasın dan kaçabilir ne de yem için mücadeleye girişebilir.

Beyaz Benek

 

Beyaz benek suda yaşayan bir protozoandır. Protozoa suda yaşayan ve hayvansal özellikler gösteren ve bazen büyük koloniler kurabilen tek hücreleri canlılara verilen ortak isimdir. Latince adı Ichthyophthirius multifiliis’tir. İngilizce kaynaklarda kısaca Ich diye tanımlanır. Bu asalakların çok azının bile tanka bulaşması tüm tankı dezenfekte etmeyi gerektirir. Balığın üzerine tutunarak noktadan balığın kanını emmeye başlar. en sık girdiği yerler balıkların pullarının arası solungaçlardır. Üremeye hazır olduklarında balığın üzerine jelatin bir keseciğin kapladığı yumurtalarını bırakırlar. Kesecikler pulların arasında ise gözle görülemez, ama çoğaldıkça yüzgeçlerde de kesecik oluşacağından gözle görülecek hale gelirler. Ortalama üç gün içinde patlayan keseciklerden bir sürü minik aç protozoan dibe düşer, ve oradan dağılıp başka balıkların üzerine atlarlar. Yumurtalarını sadece balığın üzerine bıraktıklarını iddia etmek doğru değil, nereye bulurlarsa oraya bırakırlar, tankta balıktan sonra özellikle kumların arasına kistlerini bırakabiliyorlar. Balığın beyaz benek olduğundan keseleri görmeden de şüphelenebilirsiniz. Sürekli olarak tank ve dekorasyonlara sürtünme eğilimi vardır; kendisini oradan oraya silkeler, sanki üzerinde olan birşeyi atmak istiyormuş gibi davranır; rengi streste olduğu gibi koyulaşmaz aksine solar, özellikle renkli bir balığınız varsa size çok görünmeye başlar; hızlı kaşınma dışında normal olarak yaptığı tüm hareketleri yavaşlar; yeme ilgisi çok azalmaya başlar, isteksiz yer. Bu belirtilerden kısa bir süre sonra da çok büyük bir ihtimalle kesecikleri görürsünüz. Dikkat edin, pseudotropheus türlerinde pullar çok sıkı olduğundan ve vücutları çok kaygan olduğundan keseleri balığın üzerinde göremezsiniz. Bu da keselerin özellikle kumların arasında veya akvaryum camına yapışık olduğu anlamına gelir. Pseudotropheuslarda yukarıdaki belirtileri görürseniz, özellikle bölge belirlemek için sürtündükleri kayalara çok daha haşin ve sık sürtündüklerini ve çok sık silkelendiklerini fark ederseniz bu beyaz benektir. Diğer balık türlerinde keseleri en kolay yan yüzgeçlerde ve kuyrukta fark edersiniz. Hiçbir pamuğumsu görüntüleri yoktur, daha çok tuz veya şeker kristellerine benzerler, ışıkta da onlar gibi parlıyorlar. Birkaç gün sonra yok olduğunu, yerine farklı noktada başkasının oluştuğunu fark edersiniz.

En kesin tedavisi ısı-tuz-ve metilen mavisi birleşimidir. Tanka 5 galona (19 lt) 1 çorba kaşığı tuz ekleyin. Ekleyin derke asla tankın içine direkt olarak atmayın yoksa balıkların ciğerlerini yakarsınız.Bir kaba tanktan su alın, tuzu içinde çözün ve tanka bir kısmını çok yavaş dökün, bir süre bekleyin ve tuzlu suyu tekrar ekleyin. Eğer zaten tankınızda ve su değişimlerinde tuz kullanıyorsanız bu işleme gerek yok. Ardından ısıyı yükseltin, dayanıklı türler için 30C, daha hassas türler için 28C. Her balığa 30C uygulayamazsınız, tedavi edeceğim diye hayvanı fazla sıcaktan öldürebilirsiniz. Isı en az üç gün yüksek kalmalı, emin olmak için mümkünse 4 gün sürdürün ısıyı. Sıcaklığın daha çok dolaylı olarak asalaklara etkisi vardır. Metilen mavisinin veya tuzun tesirli olabilmesi için parazitlerin keseden çıkmasını sağlamak gerekiyor. Kesede oldukları sürece hiçbir ilaç etkili olmaz. Isı yükseldikçe içindeki yavrular evrimleri daha çabuk tamamlayacaklarından kese normalden daha kısa zamanda patlayacaktır. Bu nedenle ısıyı ille de 30C’a çıkarmanız şart değil, balık türlerini göz önünde bulundurursak, sadece balığın dayanabileceğinden emin olduğunuz bir ısıya çıkarın. Bu işlem de bittikten sonra metilen mavisi kullanın. Akvaryumcularda Contra-Ichthyo diye satılıyor. Prospektusunda yazdığı gibi aynen savsaklamadan kullanın. İlk gün için 3 damla, ardından 2 gün boyunca 1 damla, tabii ısı yükseltemiyorsanız 1 gün daha 1 damlaya devam edin. Tabii bu tedavi sadece tropik balıklarda uygulanabilir. Soğuk su balığı, tetra, veya cory gibi yüksek ısıya ve tuza karşı çok hassas balığınız varsa sadece metilen mavisini uygulayın, tuz kullanmayın, ısıyı da normalden biraz daha fazla yükseltin. Bu gibi durumlarda metilen mavisini yukarıda belirtildiği gibi normalden daha uzun süre uygulayın. Metilen mavisini kullanırken tüm filtre süngerlerini ve varsa karbonları çıkarmayı unutmayın, ve ölü protozoanları balıkların üzerinden uzaklaştırmak için tankı iyi havalandırın. Tedavi bittiğinde tanka %50 su değişimi yapın ve sonraki haftalarda su değişimlerini normalde yaptığınızdan daha sık aralıklarla yapmaya dikkat edin. Beyaz benek gibi protozoal enfectionlarda unutmamanız gereken bir nokta daha var, bulaşma riski yüksek olacağından, enfeksiyon kapmış tankta kullandığınız malzemeleri dezenfekte etmeden diğer tanklarda kullanmayın.

Yaralanmalar 

Özellikle cichlid gibi sert veya orta sert balıklarınız varsa yaralanmalara hazırlıklı olmalısınız. Genelde yaranın enfeksiyon kapmaması için kullanabileceğiniz en doğal ve yan etkisiz ilaç tuzdur. Yara çok derin değilse tuzu ekledikten sonra yaranın kendiliğinden iyileşmesini bekleyin. Yüzgeçler ısırıldığında da aynı yolu izleyin. Zaten bu tür balıklar bölgesel olduklarından bölgelerine giren her türlü yabancıyı ısırma eğilimindedirler, en kolay ısırılan yerler de yan yüzgeçler, kuyruk, ve anal yüzgeçler. Bu tip yaralanmalar zaman zaman meydana geliyorsa ve balık canlılığından birşey kaybetmemişse normal olarak karşılayın. Yara derin veya büyük olabilir, fakat balık streste olmadığı müddetçe uzun sürse de kendiliğinden kapanır. Yüzgeçleri ve yaralanmış bölgeleri sık sık pamuk oluşumlar ve kırmızı şeritler için kontrol edin. Öyle bir durum varsa Yüzgeç Erimesi bölümüne göz atın. İltihap kapmasını önlemek için balık elle tutulacak kadar büyükse bir pamuk vasıtasıyla yaranın üzerine mercurochrome bazlı bir ilaç veya tentürdiyot sürebilirsiniz. Yara size fazla derin geldiyse ayrı bir tanka alıp 10 litreye 1 damla metilen mavisi veya malachite yeşili damlatarak balığa duruma göre 2 veya 3 gün tedavi uygulayın, böylece balığınızın hem kafası dinlenmiş olacak hem de yaranın enfeksiyon kapma riski azalmış olacaktır.

Eğer balığınız sürekli saldırıya uğruyorsa, bir köşeye sinmişse, strese girmeye başlamış demektir, bu durumda yapılacak tek sağlıklı iş onu tanktan çıkarmaktır. Saldırılar genelde durmaz, daha çok artarak devam eder, bu genelde balığın tanktaki diğer balıklara oranla daha sakin karakterli olduğunu ve onlarla başa çıkamadığını gösteriyor. Sakin bir balığın farklı bir türden olması gerekmez, çok sert bir türün de sakin yapılı fertleri olabilir

Dropsy 

Balık bir balon gibi şişer ve gözleri yerinden fırlayacakmış gibi olur. Bazen bu semptomlarla beraber pulları dışa dönük olur. Görünüşü aynı balon balığının şişmiş haline benzer. Tankın üstünden bakarsanız sanki hamileymiş gibi durur ve genelde yüzme hareketlerini kontrol etmekte zorluk çeker. Balık sanki çok yemiş de sindirememiş insanlar gibi sık sık nefes alır. Dışkısı şeffaf ve sümüğümsüdür. Dropsy’nin en muhtemel etkeni vardır:

1)Kötü su koşulları: Balığın başa çıkamayacağı kadar yüksek nitrat seviyeleri ile yem artıklarından ve dışkıdan kaynaklanan çözünmüş organik bileşikler.

2)Uyum stresi: yeni gelen balığın yaşadığı uyum sorunu veya tanktaki heyrarşinin en altlarında bulunan bir balığın sürekli olarak diğer fertler tarafından yapılan saldırılara maruz kalması.

3)Suda yaşanmış olan ani değişiklikler: pH’nın fazla düşmesi veya yükselmesi, akvaryumcudan farklı şartlarda veya pH’da beslenmiş bir balığın sizin tankınıza geldiğinde daha farklı değerlere alışmak zorunda kalması.

Bu tür etkenler balıkta ya suyun sindirim sisteminde birikmesine ve orada zehirli gazlar oluşmasına yol açar, ya da sindirim siteminde bakteriyel/viral enfeksiyonlara sebep olur. Balık çıkardığından daha hızlı su yuttuğu için karın bölgesi şişer. Dropsy. tıpkı bloat gibi, nadiren tankın diğer sakinlerine bulaşır. Ancak tedavi için siz etkilenmiş balığınızı gene de ayrı bir tanka alın. Erken bir tedavi ile balığınızın kurtulma şansı yüksektir. Dropsy’nin ilk safhalarında balık karnı şiş olmasına rağmen yemesini sürdürür. Balığınıza pellet türü yem veriyorsanız, pelletları bu dönemde ıslatıp beklettikten sonra yedirin, böylece sindirim sistemini zorlamamış olursunuz. Bir kapta akvaryum suyu ile beklettiğiniz pelletlara buzdolabınızda bulabileceğiniz vitamin komplekslerinden birini ekleyin, özellikle C vitamini olan bir kompleks olsun. Pelletleri 10 dakika kadar suda beklettikten sonra balığınıza yedirin. Aynı işlemi pul yem ile de yapın. Yemde bir değişiklik yapmayın, her zaman ne veriyorduysanız onu verin. Antibiyotik içeren yemler de kullanabilirsiniz. Tedavi için kullanacağınız ilaçlar metronidazole veya geniş spectrumlu gram negatif ve gram pozitif bir antibiyotiktir. Piyasada metronidazole içeren ilaçlardan biri Flagyl 500mg (Eczacıbaşı) adı ile satılıyor. Metronidazole’u her 50 litre için 1 hap olacak şekilde suda eritip tanka dökün. 24 saat sonra en az %50 su değiştirin ve tekrar aynı dozajı uygulayın. 3 günlük tedavi sonrası balığınızın şişliği inmemişse tekrar aynı işlemi uygulayın

Gyrodcatylus

GYRODACTYLUS TEDAVİ YOLLARI 

1. Formalin kullanımı: 30 dakika boyunca tercihen ayrı bir karantina akvaryumunda 10 litre suya 2-4 ml Formalin kullanın. Balık stres emareleri gösterirse tedaviyi durdurun. Alternatif olarak Formalin 15-20 ppm dozda akvaryumda uzun tedavide kullanılabilir. Su 3 gün sonra değiştirilmelidir.

2. Methylen mavisi : 100 ml suya 1 gram stok solüsyonuyla başarıyla kullanılabilir. Bu stok solüsyonundan bir litre suya 3-6 damla dökün.

Bu tedaviyi ana akvaryumda kullanmayın. Methylen mavisi nitritleyici bakteriler üstünde yan etkileri vardır ve akvaryumun silikon yapıştırıcısı mavileşebilir.

3. Acriflavine : Acriflavine de çok etkilidir ve 100 litreye 1 gram olacak şekilde kullanılmaktadır.

Benzalkonium chloride, Chloramine, ve Potassium antimonyl tartrate.gibi tedavilerinde etkin kullanıldığı rapor edilmiştir. Fakat bunların kullanımı hakkında literatürde yeterince bilgi yoktur. Bu sebepten kesin deliller buluncaya kadar bunları önermem.

Özetleyecek olursak Gyrodactylus birçok durumda en sık rastlanan parazittir, balık iyi durumda, temiz suda ve stressizse hiçbir soruna yol açmaz. Fakat herhangi bir sebepten durum daha kötüye giderse hastalık patlar ve erkenden görülürse kolayca ve çabucak önlem alınabilir.

Gyrodactylus, karantina tankında prophylactic tedavinin bu tip hastalıkları önlemede kullanılmasında en mükemmel örnektir.

Bloat : 

Bloat hem belirtiler açısından hem de nedenlerinden dolayı temelde dropsy ile benzerlikler gösterir. Bloat daha çok afrika menşeili cichlidlerin başına gelir. Özellikle herbivore (otçul) bir beslenme stiline sahip olan, yani doğada daha çok kayalardan yosunları (aufwuchs) sıyıran, veya yosun ve küçük kabuklularla beslenen Malawi mbuna türleri ve bazı Tanganyika türleri bloat olmaya yatkındırlar. Zaten bu nedenle diğer adı da Malawi bloat’tur (Latince adı Crybtobia). Dropsy’ye neden olan sebebler bloat’a da götürebilir bir balığı, özellikle de Malawi ve Tanganyika cichlidlerini. Ancak bloat daha çok mide bölgesinde ve yemek borusunda oluşan bir enfeksiyon olduğundan farklı nedenler de bir balığı hasta edebilir. Bloat’a yatkın olan balıkların sindirim sistemi etçil beslenen türlere göre daha uzundur. Yani mide borusu ve bağırsaklar olması gerekenden daha uzundur. Bunun bir sebebi var elbette. Yeşilliklerin ve otların sindirimi daha zordur ve daha uzun sürer. Protein ağırlıklı yemleme, bakteri deposu olan kurtlarla besleme, çözünmüş ve tekrar dondurulmuş yiyeceklerle beslemek, veya suda ıslatılmadan büyük miktarlarda verilen pellet yemler bu sistemi tıkayabilir. Her kurt veya pellet verişinizde olmaz ama birgün gelir tıkanacğı tutar. Son yıllarda yapılan araştırmalar bloat olarak tanımlanan hastalığın genelde bakterilerden (Aeromonas türü bakteriler, özellikle Aeromonas hydrophilia) veya bağırsak parazitlerinden (Hexamita salmenis ve Spironucleus türleri) kaynaklandığı fikri giderek yaygınlık kazanıyor. Ayrıca bloat’tan etkilenen Afrika cichlidleri üzerinde yapılan araştırmada balıkların midelerinde kamçılı bir tek hücreli canlı olan Cryptobia jubilans keşfedildi. Bu parazitin Malawi gölünden akvaryumlara taşındığı yönünde güçlü bulgular vardır. Bu asalak Hexamita(Hexamita salmenis)ve Spironucleus gibi parazitlerle yakın akrabadır. C. jubilans ve hexamita gibi etnteroparazitik (içte yaşayan parazitler) canlıların üremeleri için başka canlılara ihtiyaç duymadıkları ve opportunistik asalaklar oldukları tahmin ediliyor. Bu bahsedilen parazitlerin ve Aeromonas türü bakterilerin balığa nasıl bulaştıkları henüz bilinmiyor, ancak balığın bloat’a yakalanmasının yukarıda belirtilen su koşulları ve beslenmede yapılan hatalar ile yakından ilişkili olduğu tahmin ediliyor.

Bloat’a yakalanmış bir balığı ayırt etmeniz mümkün. İlk günlerde cansızlaşır, yemek ister, yemi ağzına alır fakat dışarı tükürür. Sanki yemek istediği halde yutamıyormuş gibi bir hali vardır. Zamanla rengi koyulaşır, hastalık ilerledikçe en koyu rengini almaya başlar ve Afrika cichlidlerine has siyah çizgiler ortaya çıkar. Gözleri koyulaşmaz, anormal bir görüntüleri de yoktur. Ortalıkta dolaşmadığı gibi sürekli saklanmayı tercih eder. İlk günlerden sonra karnın ya çok hafif şiştiğini, ya da içeri göçtüğünü fark edersiniz. Özellikle karnın alt kısımlarına dikkat edin. Bu belirtileri fark ettiğinizin ilk günlerinde harekete geçin. Geçen vakit balığı kurtarma şansınızı azaltacaktır. Çok temiz suyun bulunduğu, ve ısının da ana tank ile aynı olduğu tedavi tankına aldıktan sonra balığınızı iki şekilde tedavi edebilirsiniz. Ya 38 litreye bir metronidazole eritin, ya da 38 litreye bulabildiğiniz en güçlü balık antibiyotiğini kullanın. İkisini yarım dozlarda birlikte de kullanabilirsiniz. Balık son evrelerde ise, yani tabiri caizse gözünün feri gitmişse, İnsanlar için kullanılan penisilin kullanın, ama bu sefer 50 litreye bir tane eritin. Unutmayın, penisilini sadece son çare olarak kullanın, asla yaşama şansı biraz daha fazla bir balığı penisilin ile tedavi etmeyin. Hangisini seçerseniz seçin ancak 24 saat sonra en az %50 su değiştirip aynı dozajı tekrar uygulayın. 3 gün boyunca aynı yöntemi uygulayın, 3 gün sonunda balığın rengi açılmışsa, ortalıkta yüzmeye başlamışsa, ve yem yiyorsa köşeyi döndü demektir. Eğer yarı yarıya bu belirtiler varsa, ortalıkta dolaşıyor ve hala yem yemiyorsa (bunu anlamak için 1 gün bekleyin), tedaviye bir 3 gün daha başlayın. Zaten 3 günlük tedavi sonrası, 4.günde hala inatla yaşıyorsa kurtulma şansı yüksektir.

Fungal Hastalıklar ve Columnaris : 

Funguslar:

Yüzgeç erimesi kısmımda da belirtildiği gibi, pamuk oluşumların neredeyse tümü mantardır. Akvaryum ortamlarında en sık rastanılan fungus saprolegnia’dır. Fungal enfeksiyonların arkasında her zaman bir sebeb arayın, çünkü suda zaten var olan funguslar sağlıklı bir balık için tehdit değildir. Funguslar genelde bulaşıcı değildir, bu nedenle birden fazla balığınızda pamuğumsu oluşumlar varsa bu ya Columnaris’tir ya da su koşulları kötü olduğundan çok sayıda balık etkilenmiştir. Vücut fungusların tedavisi yüzgeç erimesine neden olan fungusların tedavisi ile aynıdır. Balık elle tutulabiliyorsa ve fungus olan bölge solungaçlara uzaksa bir pamuğa tentürdiyot, mercurochrome, malachite yeşili, veya metylene mavisi damlatın, bölgeye bastırmadan ve solungaçlardan kesinlikle uzak tutarak sürün. Balık küçükse veya fungus çok yaygınsa tedavi tankına 10 litreye 2 damla malachite yeşili veya metilen mavisi damlatın, 24 saat sonra su değiştirin, geçmemişse tekrar aynı işlemi uygulayın.

Columnaris:

Pamuğumsu bir görüntü görüntü veren bu gram negatif bakterinin Latince ismi Flexibacter columnaris’tir. Özellikle soğuk su balıklarında (Cloumnaris’ten dolayı ölen goldfish için ve canlı doğuranlar bu bakteriye karşı hassaslar. Her tür suda yaşayabilen bakteriler genelde bu balıkları etkiler. Bunun nedeni columnaris’in Kuzey Amerika’ya has bir bakteri türü olması ve daha ziyade bu menşeili balıkları etkilemesidir. Eski kıtanın balıklarını çok fazla etkilemez. Canlı doğuranlar grubundan mollylerde pamuk oluşumlar görürseniz ilk olarak columnaris’ten şüphelenin. Mollyleri etkileyen columnaris’in bir çeşididir, ve onlardaki bu hastalık ‘Black Molly Hastalığı’ diye adlandırılıyor. Isı farkı, su kalitesinin düşmesi, nitratların yükselmesi, diyetlerinde yetersiz yeşillik, tankta yetersiz tuz miktarı gibi durumların ardından mollylerde columnarisi bekleyin. Pamuklanma genelde ağız ve göz çevresinde başlar bazen de vücudun herhangi bir yerinde, zamanla gözün üzeri tamamen pamuk ile kapanır balık göremez hale geliyor. Vücudunun diğer bölgelerine yayıldığında balık ölmeye başlıyor.

Xiphophorus grupları (kılıçkuyruk ve platyler) ve lebistes grupları da kolayca bu bakteriden etileniyorlar. Bu gruplarda pamuğumsu görünütler de oluşabilir veya alt yüzgeçler ve kuyrukta sararmalarla kendini gösterir sadece. Columnaris bu durumda pamuklar büyük bölgeleri kaplamıyor, genelde vücudun çeşitli yerlerinde ufak ufak pamuklanmalarla gösteriyor kendini. Bu gruplarda belirgin bir renk solması olur. Soğuk su balıklarında kendini daha çok ülserlerle gösterir. Pamuk oluşumlar meydana gelmez. (Columnaris’e yakalanmış bir goldfishi görmek için bu resime bir göz atın). Canlı doğuranlarda columnaris bulaşıcıdır ve tankta yüksek sayıda ölümlere sebeb olur. Balıklarınızda fungus olduğunu sandığınız oluşumlar varsa ve birkaç gün içinde ikişer üçer ölümler oluyorsa columnaris’ten şüphelenin. Soğuk su balıklarında columnaris kendini farklı şekilde gösteriyor ve daha yavaş ölüme götürüyor. Balıkların özellikle karın bölgelerinde ülserler oluşuyor.

Columnaris’i fungus’tan ayırmak tecrübe ister. Çok yakından bakıldığında şekil ve renk olarak birbirlerinden ayırt edilebilirler. Siyah mollylerin haricindeki balıklarda columnaris daha küçük pamuklanmalar yapar ve tümünde yaptığı pamuklanmalar karbeyazıdır. Fungus daha çok hafif sarımsı veya griimsidir. İkisini ayırt etmenin en emin yolu ölümlerin meydana gelmesinin anlaşılmasıdır. Fungus, tedavisini çok fazla sallamadığınız sürece balığı oldürmez, ama columnaris çok hızlı öldürüyor. Diğer bir nokta da columnaris’in fungus için kullanacağınız ilaçlardan etkilenmemesidir. Tedavi için antibiyotik kullanmaya bakın. Piyasada satılan sıvı antibiyotik Mikofish’i de kullanabilirsiniz. Kullanacağınız antibiyotiğin özellikle bakteriyel tedaviye uygun olup olmadığına dikkat edin. Columaris’in bulaşıcı olması tedaviyi ayrı bir tankta yapmanız daha bir emniyet taşıyor. pamuklar yok olana ve balık canlana kadar tedaviyi sürdürün, su değiştirin ve balığı bir süre o tankta dinlendirin

Kanlı Yüzgeçler

Yüzgeçler başka bir balığın saldırısına uğrayıp zarar görmediği halde üzerlerinde kanlı şeritler varsa bunu bir parazit yapıyor demektir. Özellikle kuyrukta şeritleri fark edersiniz. Kuyruk başlangıcından bitimine kadar kırmızı şerit oluşturan parazite Gyrodactylus denir. Sert ve orta sert balıklar da birbirlerinin yüzgeçlerini ısırarak kanlanmasına yol açarlar, ama gyrodactylus’un görüntüsü daha farklıdır. Sağlam yüzgeçte kanlanma olur, özellikle kuyruğun başlangıç kısımlarında. Tedavisi kolaydır. Piyasada satılan herhangi bir parazit-fungus solusyonu veya metilen mavisi kullanabilirsiniz. Kırmızı şeritler yok olana kadar tedaviye devam edin.

Solungaç Parazitleri 

Normal olan balık birdenbire akvaryumun tabanında saklanmaya başlar. Olduğu yerde sallanabilir, rengi koyulaşmıştır, gözleri kararmıştır, ve çok sık nefes alıyordur. Bazen tabandan fırlar, özellikle solungaç kısımlarını dekorasyonlara sürter. Alt ön yüzgeçlerini (ventralislerini) oynatır. Bazen yüzeye yakın çıkar ve hareketsiz durarak daha iyi nefes almaya çalışır. Solungaçlar ilk zamanlarda çok açılır, son devrelerde ise balık solungaçlarını açmadan nefes almaya çalışır. Solungaçlara çok yakından baktığınızda parçalanmış kısımlara rastlayabilirsiniz. Bu semptomlardan kısa bir süre sonra balıklar ölmeye başlar. Dışta gözle görülür bir anormallik olmaz genelde, belki balığın zayıf düşmesine bağlı olarak mantar-bakteriyel enfeksiyonlar gelişebilir, ama genelde bu enfeksiyonlar balığın ölmesine yakın oluşur.

Yukarıda belirtilen semptomlardan özellikle göz kararması ve sık nefes almaya dikkat edin. Balığın üzerinde bunun dışında beyaz veya sarı noktalar yoksa, solungaç parazitlerinden şüphelenin. Genelde bu parazitler ya Dactylogyrus ailesindendir ya da ergasilus türü solungaç kurtlarıdır. Dactylogyrus türü parazitler monogenetic trematod olarak sınıflandırılırlar ve her türlü suda bulunurlar, yaşamak ve çoğalmak için bir aracıya ihtiyaç duymazlar. Büyük parazitler sadece 2 mm. uzunluktadır ve gözle görülemezler. Yumurtaları 1-5 gün arası kuluçkaya yatar. Kancalarla balığın solungacına tutunup mukoza, deri, bazen de kan ile beslenmeye başlarlar. Bu parazitlere özellikle cichlid akvaryumlarında rastlarsınız. Normalde suda yaşadıklarından bir köpeğin üzerinde her zaman var olan birkaç pire kadar zarar verirler balığa- rahatsız edicidirler, ama acil müdahaleye gerek yoktur. Bu parazitler yavru tankına bulaşırlarsa sorun var demektir. Yavruların savunma sistemi tam gelişmediğinden hepsini birkaç gün içinde yok edebilir. Yeni çıkmış veya birkaç aylık yavruların özellikle nefes alışlarını kontrol edin. Bir gün içinde birkaç yavru birden öldüğünde tedaviye geçin. Solungaç parazitleri normalde yetişkinlere zarar vermeseler de kötü su koşulları, bakımsız bir akvaryum, veya tankın kaldıramayacağı kadar çok balık sayısı sayılarında tam anlamıyla bir patlama yaratır. Zaten bu tür tanklarda stres seviyesi de yükselmiş olacağından balıkların onlarla başa çıkması zorlaşır. Tanka yeni bir balık alacağınız zaman da solungaç parazitlere dikkat edin. 2 hafta karantinada tuttuğunuz halde temiz olduğunu sandığınız balıklar ana tanka eklendiğinde yukarıdaki belirtilere neden olabilirler. Bu da yeni gelen balıklarda var olan parazit nüfusun stres dolayısıyla patladığını gösterir. Balıklar sık nefes almaya ve saklanmaya başladıklarında tanktaki parazit sayısı çok fazla demektir.

Tedavi 

Solungaç parazitlerinden kurtulmak için tankta tuz kullanmıyorsanız en az 3 hafta boyunca tuz kullanın, 19 litreye bir çorba kaşığı tuz ölçüsünde. Ancak sadece tuzu kaldırabildiğinden emin olduğunuz balıklarda. Ardından %50 oranında özellikle tabandan su çekin, filtrenin süngerlerini temizleyin, kumları tuz ile yıkayıp iyice durulayın, ve tank camının iç kısmını bez ile silin, ve oksijeni arttırın. Bunlar parazit populasyonunu büyük oranda azaltacaktır. Ardından ilaç tedavisine geçin. Piyasadan bulabilirseniz çinkosu olmayan bir formalin-malachite yeşili solusyon alın. Bulamıyorsanız, çinko içermeyen formalin alın ve her 4 litreye 10-15 damla damlatın. Hassas balıklar için 10, diğerleri için 15 damla kullanın. Formalin’i en fazla 30 dakika çok iyi havalandıracağınız tankta bırakın, ardından %70 oranında su değiştirin. Tanktaki balıkların birkaç saat kafalarının dinlenmesini bekleyin, ve ilk 2 gün 10 litreye 2 damla malachite yeşili damlatın. Üçüncü gün 10 litreye 1 damla malachite yeşili damlatın, ve gene %50 oranında su değiştirin. Beş gün bekleyin ve malachite yeşilini aynı oranlarla uygulayın tekrardan. Bunun nedeni 5 güne kadar kuluçkaya yatmış olan yumurtalar varsa çıktıklarında tekrar çoğalabilirler. Hiçbir ilaç yumurta evresinde olan bir parazite etki etmez. Eğer yavrularınızın parazitlerden etkilendiğinden şüpheleniyorsanız onları 4 litreye 3 damla formalin veya malachtite yeşili damlatılmış temiz su dolu bir kapta 10 dakika bekletin. Süre 10 dakikayı geçmesin. Banyodan sonra tamamı temiz su dolu bir tanka alın, yavruların çoğu kurtulacaktır.

Oodinium 

Oodinium’u bir balıkta tanımanız için onun ne olduğunu bilmeniz gerek öncelikle. Tatlı sularda yaşayan Oodinium limnectum bir Dinoflagellate’tır. Yani aslında okyanuslardaki plantonların grubundan parazitik bir algaedir. Zoologlar onu ‘protozoa’ ailesine dahil ediyorlar, buna karşılık botanistlere göre Oodinium bir ‘algae’. İnce saç benzeri uzantıları olduğundan protozoandırlar, ancak yeşil klorofil pigmentleri nedeniyle daha çok algae olarak sınıflandırılırlar. Balığın en yumuşak dokusuna uzantılarını yerleştirir ve içinde bulunan renk pigmentleri vasıtasıyla ışığı kullanarak dokuyu yiyeceğe çevirir. Balığın en yumuşak dokusu solungaçlarının iç kısımları olduğundan parazit ilk olarak oraya yerleşme eğilimindedir. Birkaç günlük beslenme sonrasında uzantılarını çıkartıp tankın dibine düşer ve bir kist oluşturur. Kistin içinde 250 veya daha fazla dinaspor oluşur,kist çatlar ve dinasporlar serbest yüzer safhaya geçip yeniden av aramaya başlarlar. Oodinium aracı bir canlı olmadan çoğalamaz, ancak yetişkin bir parazit türüne göre 28 saat ile 1 ay arası aracısız kendi başına yaşayabilir. Tüm yaşam döngüsünü (dinoflagellate-kist-dinospor safhaları) 6 ile 12 gün gibi uzun bir devrede tamamlar. Bu döngüde ilaca karşı en hassas safhası kistten çıkıp sebest yüzen dinosporlara dönüştüğü safhadır.

Parazitler ilk olarak solungaçlara yerleştiğinden ilk belirtiler balığın enfeksiyon kaptığı 6-8 saat içerisinde sık nefes almaya başlamasıdır. Bir balığın normal nefes alıp vermesi dakikada 60-90 iken sık nefes alıp vermesi ile sayı dakikada 200-300′e çıkıyor. Normalde gözle görülemeyecek kadar küçük parazitler balığın vücudunu kaplayıp o bildik sarı pudra görüntüsünü meydana getirdiklerinde hastalık oldukça ileri bir safhadadır. Gene de oodinium’u en iyi tanıma imkanı balığı neredeyse tümden kaplayan sarı pudra şekeri, veya altın sarısı toz, şeklindeki görüntüdür. Bu tozlar aslında parazitin kist oluşturup balığa yaptışığını gösterir. Yani her bir toz zerreciği içinde yüzlerce dinspor barındıran bir kist. Beyaz benek ile karıştırılabildiği söylense de bu pek doğru değil. Beyaz benek beyaz kristal tuzu andırır, ve kistler genelde yüzgeçlerdedir. Oodinium sarıdır, kistler çok daha miniktir ve yüzgeçlerden önce vücutta büyük alanları kaplar. Oodinium’un akvaryumlara nasıl bulaşabildiği kesin olarak saptanamamıştır, fakat deneyimler gösteriyor ki, parazit özellikle nitrit-nitrat seviyeleri yükseldiğinde çoğalma eğilimi gösteriyor. Özellikle yavru tanklarında oodinium’a dikkat edin. Yavrularda çok yüksek ölüm oranlarına yol açabilir. Bunun dışında uzun süre soğuk suya maruz kalmış balıklarda ve uluslararası-yurtiçi nakil edilen balıklarda da oodinium’a çok sık rastlanıyor.

Tedavisiİlk belirtileri olan sık nefes almayı fark etmeseniz bile sarı toz bölgeleri gördüğünüz an harekete geçin. İlaçtan önce akvaryumu her türlü ışıktan uzak tutun. Oodinium parazitleri fotosentez yaparak beslendiğinden ilk olarak tankın etrafını koyu renkli bir kağıt ile kaplayarak ışığı kesin. Işık almayan bir köşeye balıkların durumunu izleme imkanı verecek bir pencere açın. Piyasada oodinium’u tedavi ettiğini belirten ilaçlar vardır. Asla deniz canlıları için hazırlanmış oodinium ilaçlarını satın almayın, çünkü tuzlu sulardaki oodinium (Amyloodinium ocellatum) bakır bazlı ilaçlar ile yok ediliyor ve bakır tatlı su balıkları için yüksek oranda zehirli bir madde. Piyasada satılan oodinium ilaçlarının özellikle formalin-malachite yeşili bir karışımdan oluştuğunu kontrol edin. Bulamıyorsanız kendiniz ayrı ayrı alacağınız formalin ile malachite yeşilini karıştırın. Yumuşak sularda 10 litreye 1 mg, sert sularda 10 litreye 2 mg seklinde en az 5 gün kullanın. İlk günlerde iyileşme belirtisi görseniz bile ilacı kesmeyin. Tüm hastlıklarda olduğu gibi filtre süngerini ve aktif karbonu çıkarın tedavi boyunca. Formalin kullanırken sularınızın çok temiz olduğuna dikkat edin. Ayrıca tedavi boyunca ilaç kullanımından önce her gün en az %20 su değiştirin, çünkü oodinium oodinium yukarıda belirtildiği gibi nitrit-nitratların varlığında ilerleme eğilimi gösteriyor. Tam iyileşme gördüğünüzde tedaviyi kesin, 1 hafta sonra tekrar 3 günlük bir tedavi uygulayın. Yukarıda belirtilen hiçbir ilacı bulamıyorsanız antibiyotik uygulayın. Ancak antibiyotiğin bakteriyel etkili değil daha çok parazitik etkili güçlü bir antibiyotik olmasına dikkat edin. Tedaviyi en az 4 gün sürdürün, ve aynı formalin-malachite yeşili tedavisinde olduğu gibi her gün su değiştirmeye gayret edin. Tedavi bittikten sonra %50 su değiştirin, 1 hafta sonra 3 günlük tedavi tekrar uygulayın.

Tüberküloz

akvaryumlarda meydana gelebilecek en ölümcül hastalıktır. Son yıllarda çok fazla yaygınlaştığı kabul ediliyor. Kapalı bir ortamda yaşayan insanlar arasında tüberküloz ne kadar yaygın olabiliyorsa kısıtlı bir alan olan akvaryumlarda tüberküloz o kadar bulaşıcıdır. Fish TB olarak da bilinen hastalığa yol açan bakteriler Mycobacterium tuberculosis veya Norcadia ailesinden gram pozitif bakterilerdir. Mycobacterium türü bakteri sadece 1-10 kadar az bir sayı ile enfeksiyonu başlatacak kadar güçlüdür, çünkü kaygan ve kalın zırhına ne mide asitleri ne de safra taşları etki ettiğinden vücudun savunma sistemlerinden kolayca geçer. Bakteri vücuda girdiğinde herhangi bir organa veya dokuya yerleşir ve çoğalmaya başlar. Hücrelere girerek onları öldürür ve sonuçta organ veya dokulardaki sağlıklı hücrelerin yerini tüberkülozlu hücreler alır.

Tanklara nasıl bulaştığı veya balıktan balığa nasıl bulaştığı kesin olarak saptanamadı. Çeşitli ihtimaller üstünde duruluyor: tüberküloz taşıyıcı balıklarla temas; deri veya soluma yoluyla bakteriyi sudan kapmak; bakteri taşıyan yemin veya suyun ağızdan yutulması; veya, bakteriyi taşıyan balığın ölümü halinde diğer balıklar tarafından yenmesi. Canlı doğuranlarda dişiler TB kapmaları halinde bunu yavrularına anne karnında geçirebiliyorlar.

TB semptomları aylarca sürebilir. Semptomlar hastalığın yerleştiği yere göre değişiklik gösteriyor. Bakteri böbrek, karaciğer, veya safra kesesine yerleşmişse balık yem yediği halde aşırı kilo kaybı olur. Birkaç hafta içinde karın öyle içeri göçmüştür ki karın bölgesinde içeriye doğru bir kavis belirir. Balığın hareketleri gittikçe yavaşlar, saklanma eğilimindedir, ve sonuçta ölür. (Balığın nasıl göründüğünü anlamak için tıklayın). Bakteri karın kaslarına yerleştiğinde balık tıpkı bir balon gibi şişer. Ancak dropsy’dekinden daha fazla şişer, ve şişlik balık ölmeden haftalarca devam edebilir. Bu şişlik bakteriye tepki olarak gelişen ve karın bölgesinin kenarında oluşan bir iltihaptır (peritonitis). /Nasıl göründüğünü merak ediyorsanız şu resime bir göz atın). Bakteri gözün arkalarına yerleşmişse gözler zamanla dışarı fırlar. Gözün üstünde açık kahverengi noktalar oluşur. Bu olduğunda balığın ölmesini beklemeden siz öldürün, zira buna ‘açık’ tüberküloz denir, ve bakteriler göz vasıtasıyla sürekli dışarı salınırlar. Bakteri karın bölgesinin daha içerilerine yerleşmişse ilk haftalar karın bölgesi civarında şişlikler meydana gelebilir. TB en sonunda iyice çoğalarak karın zarını deler, balığın karnında bir delik oluşur ve ölür. (Resim için tıklayın). Ve son olarak, bakteri omurga bölgesine yerleşmişse balık zamanla kambur olur. Omurga dışarı doğru tam bir kavis oluşturur. Bütün bunlarla beraber ortak semptomlar balığın yaşlanmaya başlaması, yüzgeçlerini sürekli olarak sıkıca vücuduna yapıştırması, saklanma ve yalnız kalma ihtiyacı, yaşlanma belirtileri,renk solması, ve yırtık yüzgeçlerdir. Özellikle karın bölgesi yırtılmış ölü bir balığınızı bulursanız tankta, karın bölgesinde kavis olan bir balığınız varsa, veya omurgası sağlam olan bir balığınız kamburlaşmaya başlarsa ve bu semptomlar haftalar boyunca yavaş gelişiyorsa tüberkülozdan şüphelenin. Canlı doğuranlar grubunda ve soğuk su balıklarında tüberküloz oldukça yaygınlaşmıştır.

Tüberkülozun tedavisi çok zordur. Hücreleri etkileyen bir bakteri olduğundan diştan verilen en güçlü antibiyotiğin bile pek faydası olmaz. Kolayca yerine koyabileceğiniz bir balığınız etkilenmişse onu öldürün. Sizin için değerli bir balık etkilenmişse mutlaka ayrı bir tanka alın, ve günde 3-5 defa küçük miktarlarda antibiyotikli bir yem ile besleyin. Antibiyotikli yem bulamıyorsanız Kanamycin veya Erythromycin içeren bir antibiyotiği suda eritin, yemi içinde 10-15 dakika bekletin ve balığa az miktarlarda verin. Hangi tedaviyi uygularsanız uygulayın balığınızın kurtulma şansı çok düşük olacaktır. Karnı delinmiş bir balığı tanktan çıkardığınızda tankın da enfeksiyon kaptığını unutmayın, çünkü bakteriler oradan sızmıştır. Bu durumda tüm balıkları ya öldürün, ya da temiz su dolu yeni bir tanka alın. Eski tankı ve tüm malzemelerini kaynar su ile yıkayın, ve birkaç hafta boş olarak bekletin. Yeni tanka aldığınız balıkları antibiyotikli yem ile besleyin uzun bir süre, ve sık su değiştirin. Tabanda kum varsa çıkartın, filtreleri ve süngerlerini haftada bir kaynar su ile yıkayın. Tabandan her gün su çekin, ve sünger ile silin, ardından süngeri kaynar sudan geçirmeyi unutmayın. Bulaşığı olduğu için bu işlemleri muhakkak bir eldiven giyerek yapın. [color=red]insanlara bulaşabilir

II-BÖLÜM 

İlaçlar ve Dozajları 

Potasyum Permanganate

1 gr./100 litre su oranı ile kullanılır. Bu yoğunlukta balıklar 10-30 dakika banyo yaptırılır. Bazı balıklar Potasyum Permanganata karşı hassastırlar. Bu nedenle uygulama sırasında balık dikkatlice izlenir ve herhangi bir aksilik görülür ise banyo hemen durdurulur ve balık normal akvaryumuna geri konulur. Larnea hastalığında %0.1 eriyiği ile lokal (balığın üzerindeki belli bir bölge) tedavi yapılır.

Potasyum İodide ve İodine 

Bu madde uzun süreli banyo için kullanılır. 1gr. iodine ve 100gr. potasyum iodide 1 litre suda eritilir. Bu eriyikten her litre akvaryum suyuna 0.5 ml. hesabı ile ilave edilir.(10 litre su için 5ml)

Concurat 

Bir firmanın çıkardığı özel ilaç ismidir. İlaç 2.3.5.6 tetrahvdro-6-phenyl imidazo (2,1-6) thiazol hydrochlorides ihtiva eder.Capillaria’nın kontrolü için bu ilaçtan 2-4 gr. 1 litre suya konulur. Bu su içerisinde tubifex (canlı yem) konulur ve kurtlar ölmeye başladığı an veya ölmeye başlayacakları hissedildiği an kurtlar alınır ve hasta balıklara yedirilir.

Bakır Sülfat 

Mavi kristaller şeklinde olan bakır sülfat (CuSo4-5H2O) 1 gramı 1 litre suda eritilir ve bu eriyikten 1.5cm3′ü akvaryumdaki her 1 litre su için verilir. Bu uzun süreli banyolar için önerilir. Tatlı su akvaryumlarında bakır sülfat çok dikkatli olarak kullanılmalıdır. Deniz akvaryumlarında ise bakır suyun kirliliğine bağlı olarak süratle çökeltilir. Bu nedenle uygulamanın 3-5 ve 7.gününde tekrarlanmasında fayda vardır. Eğer deniz suyu taze ise uygulama bir iki defa daha yapılabilir. Eğer su eski ise uygulamalar daha az yapılır. Bakır sülfat uygulamalarından amaç sudaki bakır sülfat oranını litrede 1-1.5 mg. dolaylarında tutmak içindir. Özellikle oodinium dış parazitine karşı 0.1-0.4 ppm ortamında devamlı banyo etkili olur.

Lindane

Lindane çok etkili bir haşere ilacıdır. Suda çözülmez, zehirli bir maddedir. Balık üzerine bulaşmış bazı parazitlerin imhasında kullanıla bilinir ise de akvaryum balıklarında dikkatli kullanmak gerekir. Direkt olarak akvaryum içerisine kullanmak uygun olmayacaktır. Parazitli balık dışarıda ayrı bir kapta veya karantina akvaryumunda ilaçlanmalıdır. Bu amaçla balık, içi su dolu bir kaba alınır. Suyun üzerine çok az lindane serpilir ve balık burada 10-15 dakika tutulduktan sonra tekrar akvaryuma döndürülür.

Malagit Yeşili 

Malagit yeşili cholorid ve oxalate halinde pazarlanır. Oxalate olarak pazarlananları balıklar için daha zehirli fakat parazitler ile mücadele için daha etkilidir. Önerilen doz 0.03 mg/litredir. Standart olarak 1.5 gr. malagit yeşili bir litre suda eritilir. Bu eriyikten 2ml/100 litre suya uygulanır. 2 ppm dozlu eriyikte balıklar 30 dakika banyo yapılır ise dış pazazit ve mantarlara karşı etkili mücadele yapılmış olur.

Metronidazol 

Metronidazol (1-b(hydroxyethyl)-2-methyl-5 nitroi-midazol) formülündedir. İnsanlar içinde kullanıldığından kimyasal madde satılan yerlerden veya eczanelerden temin edile bilinir. Akvaryumlara 15g/litre olarak 3-4 gün süre uygulanıla bilinir (250mg olarak satılan tabletler 38-40 litre suya bir adet şeklinde uygulana bilinir.). Bu süre sonunda su aktif karbon kömürlü filtreler ile temizlenmeli veya bu mümkün değil ise akvaryum suyunun yarısı kullanım bittikten sonra ilk gün %25′i ise üçüncü gün değiştirilmelidir. Metraljil adı ile eczanelerde satılan ilaçla bu tedavi yapılabilmektedir.

Nitrofuran İhtiva Eden İlaçlar 

Bakteriyel ve bazı durumlarda mantar hastalıkları için çok etkili olan bir maddedir. Bakteriyel enfeksiyonlar için 20 ppm’lik solusyonda 4-5 gün banyo önerilebilir. Nifurpirinol ile 500 litre suya 1gr. olacak şekilde tedavi amacı ile veya 1.000 litre suya koruma anacı ile konulabilinir. Bu ilaç veya grubundan kullanıcak ilaçlar çok etkili ilaç olup akvaryum içinde tatbik ettiğinizde biyolojik ortamı yok ettiğinden ilacı tedavi amacı ile karantina akvaryumunda su değiştirilmeden 5 gün süre ile kullanılması kesinlikle uygun olacaktır. 5 gün sonunda balık karantina akvaryumundan çıkarılarak normal akvaryuma geri konulur.

Rivanol 

100 mg. rivanol 100cm3 sıcak suda eritilir. Eriyik soğutulur. Balıkların yaraları üzerine pamukla sürülür. Gerekli gürülür ise 48 saat sonra tedavi tekrarlanılabilinir. Uygulama sırasında balığın gazlamalarına ve gözüne ilacın kaçmamasına dikkat edilmelidir. Bunun için balığın üzerine ilaç sürülürken balığın kuyruk hizası yere bakacak şekilde elde tutulup yaranın üzerine bu şekilde sürülebilinir.

Sülfanomidler 

Akvaryumda hastalık amili olan bakterilerden antibiyotik ve sülfanomidli ilaçlara dayanabilmeleri hemen hemen yok gibidir. Sulfanilamide veya sülfathizol kullanımında, hasta balıklar 2-3 gün süre ile 100mg./Litre oranındaki suda tutulurlar.Eğer uygulama bu oranda akvaryuma yapılır ise 3 gün sonunda suyun %50′si değiştirilmelidir. Bu maddeler suda pek iyi erimedikleri için suda bulanık bir görüntü yaratabilir ve bu durum balıklara bir zarar vermez.

Trichlophon 

Bu maddenin kullanılacağı akvaryumlarda su sıcaklığının 20-22 dereceden aşağı 27-28 dereceden yukarı olamaması lazımdır. 0.2-0.3 mg./Litre oranındaki suda hasta balıklar 3-4 gün banyo edilir.

Antibiyotikler

Bakteriyel hastalıkların tedavisinde çok yararlı olan antibiyotiklerin dış ülkelerde pek çok çeşidi akvaryum balıkları hastalıkları için piyasaya çıkarılmış bulunmaktadır. Ülkemizde de bu konuda bazı girişimler vardır. Akvaryumlarda en çok kullanılan antibiyotiklerden bir kaçı aşağıdadır.

Terramycin 

10-20 mg./Litre

Eriyikte balıklar uzun süre banyo yaptırılabilinir.

Chloromycetin 

50-80 mg./Litre

Eriyikte balıklar uzun süre hasta balıklar tutulabilir.

Oxytetracycline 

5-8 mg./Litre

Eriyikte balıklar uzun süre hasta balıklar tutulabilir.

Bactrim 

1 tablet/100 Litre

3 gün boyunca uygulanır.Sonunda %50 su değiştirilir.

Kinin 

Litrede 0.001 gr.=1 mg. oranında uygulanabilir. (Akvaryuma bu kadar küçük dozda vermek için önce 1 gr. kinin 1 litre suda eritilir.Daha sonra litre başına 1 ml. gelecek şekilde uygulanır.

Formalin 

0.1ml/litre oranındaki karışımda balıklar 1 saat banyo yaptırılır. Dış parazitler için akvaryumlara 100 litre su için 1 ml. kullanıla bilinir.

Tuz 

%3-5 ihtiva eden suda balıklar 2 dakika tutulur ise bu tedavi sülüklerden kurtulmak için tuz birebirdir.